BEN KİMİM?



انا فى الوجود وديعة
وغدا سأرحل عابرا فى لحظتى
انا ما قصدت سواك رب العزة
انا ما خفضت لغير ذاتك جبهتى

Ben(ve benim gibi herkes) hepimiz bu dünyada
emanetiz ve emanetçiğiz. Yarın( eceli gelen nefesi, yiyeceği ve içeceği tükenen) hiç gecikmeden yola ve uzun yolculuğa çıkacaktır.

Ey İzzet ( ve ikram) sahibi olan Yüce Rabbim! Senden başkasını kasdetmedim (Senden başkasına asla yönelmedim),ve Senden başka bir zât için asla alnımı yere koymadım ( Senden başkasına secde etmedim).

İşte insanoğlu budur. Konumunu şaşırıp dünyada emanetçi ve emanet olduğunu unutur ve vazifesini ihmal ederse maksadı yüce Allah olacağına,denî ve hakir dünya olursa huzur yüzü göremez.

Yolu ve yolculuğu unutur da, dünyayı ahiretmiş gibi ebedî telakki eder ve ölümü unutmaya çalışır zevk ve sefâ’ya dalarsa ahirete hazırlık yapmaya da gerek duymaz.

İşte o zaman niyeti ve maksadı, kıblesi, rotası, çırpınışı, heyecanı söylemi, davranışı değişir insanoğlunun.

Allah diyeceğine dünya, âhiret diyeceğine hayat der,
توكلنا على من لا يأت الخير الا من جهته.
Hayır ve iyilik ancak O’ndan (Allah’tan) gelir dolayısıyla O’na tevekkül ettik diyeceğine, kendi gibi fanî,âciz,hakîr,denî insanlara,daha da kötüsü inançsız,ahirete ve hesab gününe inanmayanlara tevekkül eder.

Onlara güvenir hep onların adını anar,gece gündüz onları sayıklar, onların menfaatı için can atar, yirmidört saatte bir defa ALLAH demez.

“Ey iman edenler! Allah’ı çok çok anın”
Ahzâb suresi 41,ayet. ve benzeri ayetler onun için ciddi bir şey ifade etmez.

Adamın makamı var, parası var,onu öven, önünde eyilen,hizmet eden çok kimse var,ama o ve onun gibileri Yüce Allahı anmaz,pek saygı duymaz, Yüce Allah’ın kullarına acımazlar.

“Allah’ı unutan,bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.
İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.
Haşr suresi 19 ayet.

Yeryüzünü İMÂRET’E, hakkı ve adaleti yeryüzünde ikame etmek için HİLAFET’E ve yüce Allah’a karşı birinci görevi olan İBADET’E yaramayan kimse,neye yarar peki?

İşte kim olduğunu,kimin emrinde olduğunu,kime karşı sorumlu olduğunu hayatını ve alıp verdiği bu sayılı nefesleri kime borçlu olduğunu,kendisine sayısız nimetleri imtihan için veren yüce Allah’ı unutanlara yüce Allah kendilerine kendilerini unutturur,kendilerine ahirette yarayacak bir amel yapamazlar,yerde MESHÛR olsalar bile göklerde MECHÛL kalırlar dünyada batılın tokmağı ile batılın davuulunu çalarlar da, ölmeden yollarının,gayret ve çabalarının batıl olduğunu bilmezler,çünkü yüce Allah onları uyandırmaz.

Bir ömür çabalarının kendisine fayda yerine zarar verdiğini hiç bir işe yaramadığını er-geç görececekkerdir.

Allah’ım bizlerin ve bütün mümin kardeşlerimizin hiç bir çabasını boşa cıkarma,kim olduğunu ve haddini bilen,Seni çok çok anan ve bundan zevk alan kullarından eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

30 Haziran 2021 Çarşamba

İBADETİN LEZZETİ



Yüce Allah’ı razı eden herşeye ibadet denir.
İslam dininde en faziletli ibadet namazdır,İmandan sonra gelir,hatta Kuran’da namaz’a “İman” denmiştir.
” Allah imanınızı zâyî edecek değildir. çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli,çok merhametlidir”
Bakara suresi 143.ayet.
Mufessirlere göre bu ayet-i kerimede geçen “İman” dan maksad namazdır.

Kabe-i muazzama kible olmadan önce Mescid-i Aksâ’ya dönüp namaz kılan bazıları vefat edince, arkadaşları Rasulullah efendimize bunların namazı ne olacak diye sordular,bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerime nazil oldu.

İman diye isim alan namazı vaktinde kılmak da en faziletli bir ameldir.
Yüce Allah’a en sevimli amel hangisidir diye soran sahabiye Rasulullah efendimiz:
“Vaktinden kılınan namazdır” diye cevap vermiştir.
Buhari Hadis no:5970

Peki kur’an-ı Kerim’de iman diye nitelendirilen ve vaktinde kılındığında yüce Allah’a en sevimli olan ibadet ve amel olan namaz olunca bazılarımız niçin kıldığı namazdan lezzet ve zevk alamıyor?

Çünkü namazı kılmak ayrı, namazı vaktinde kılmak ayrı, ilmihal bilgilerine göre kılmak ayrı, camide cemaatle kılmak ayrı, devamlı kılmak ayrı, kılınan bu namazdan lezzet almak ise yine ayrıdır.

Her ibadetin ayrı bir lezzeti olduğuna göre,o zaman bu lezzeti ve zevki,bu tadı bazen veya çoğu kez niçin alamıyoruz?
Şunu da bilelim ki, yemeğin lezzetini, tadını dil ve ağız ile anlarız,ibadetin lezzeti de kalb ile anlaşılır.

Bilindiği gibi ışıkları renkleri şekilleri kendisi ile idrak ettiğimiz BASAR (görme gücü ve kuvveti) gözle olur, göze ufak bir toz veya ufak bir cisim girince nasıl ki etkilenip net görmeyi engelliyorsa,BASİRET
(Eşya’nın iç yüzünü ve hakikatını insana gösteren kalbin nurlu kuvveti) de ufak da olsa günahtan,gafletten,haram ve- kimbilir belki- mekruhtan etkileniyor.

Mişkât şarihi İmam-ı Tîybî, der ki: namaz
( Salât) kelimesinin,kök itibariyle ateş (sılî) ile mana yönünden irtibatı vardır.
Nasıl eğri(ve sert) bir cismi düzgün hale getirmek için ateşe koyup düzeltiyorlarsa, insan da, Kötülüğü çok emreden nefis taşıdığı için eğridir,bu eğriliği namazla ancak düzelir.
Tîybî.Miskât ül mesabîh şerhi Cild: 2 Şah:147

İşte bu namaz eğri büğrü ve eksik yönlerimizi yüce Allah’ın izniyle
düzeltmesi için kur’an-ı Kerim’e göre, Resulullah efendimizin sünnetine göre, fıkha göre düzgün bir abdestle Tekbir’den tâ selam verinceye kadar düzgün kılınmasında zaruret vardır.

Mü’min daha net görmek ve varsa acıyı dindirmek için gözü için çare arıyorsa,ibadetlerden zevk ve lezzet almak için kalbindeki görünmeyen ama varlığı kesin olan gaflet, hırs,kibir v.b gibi
engelleri bertaraf etmek için çare düşünebilir.

Allahım! Bizim bütün mümin kardeşlerimizin dertlerimize deva borçlarımıza eda maddi ve manevi hastalıklarımıza şifa hastalarımıza afiyet ve çare lütfeyle.Âmîn

Ahmet ÖZKAN

29 Haziran 2021 Salı

İSLAMDA ŞİİR VE BİR KAÇ ŞİİR ÖRNEĞİ



O’na salât ve selâm olsun Rasülullah efendimiz şiire karşı savaş açmamıştır,
müşrikleri yermek ve onlara karşı İslam dinini savunmak için şairi olan Hassan b.Sabit’e : “Onları(müşrikleri) kına ve yer, Cebrâil seninle beraberdir” buyurmuştur.
Buhari Hadis no: 4124.

Bütün fakîhler(İslam dini
âlimleri) hepsi birden ittifakla “Şiir normal
konuşma gibidir, eğer şiir üstün ahlaka, fazilete vesile oluyorsa o zaman şiir söylemekte bir engel
yoktur,hatta iyidir” demişlerdir.

Yok eğer şiir, nefrete,
kin’e itikadî bir sapıklığa yol açıyorsa, haramı süsleyip harama teşvik ediyorsa, o zaman uygun değildir ve mezmumdur demişlerdir.

İmam-ı Şafii’in en seçkin
talebesi İmam-ı Müzeniye şöyle bir soru sordular: Bir adam evlendiği bir bayan’a mehir karşılığında şiir öğretirse bu mehir
sayılır mı ? Müzeni cevaben şöyle dedi:
Eğer şiir Ebudderdâ’nın şu şiiri gibi ise evlendiği kadın’a mehir olarak
öğretebilir.Ebudderdâ’nın şiiri şöyledir:

يريدالمرا أن يعطى مناه
وياب الله الا ما أراد
يقول المرأ فاءدتى ومالى
وتقوى الله اعظم ما استفاد

Kişi hep arzu ettiği şeye
kavuşmak ister ama,Allah
ancak dilediği şeyi yapar
(Allahın dilediği olur).
Kul, malım der faydam der halbuki(faydadan ve
dünyalık mallardan) daha
faydalı,daha kiymetli ve kul için en önemli (şey) Allah’ın takvasıdır
Şafii Fıkhında Minhac haşiyesi kalyubi
Cilt 3 sahife 288.

Şiiri, beliğ teşbihler ve bedi’ istiâreler için kullanmak ve bunu delil
olarak getirmekte
bir engel yoktur.
İbni Âbidin, Haşiye c.6 s.338

Bütün âlimler güzel şiirleri,beyitleri mescitte
bile söylemeyi caiz
görmüşlerdir
Kurtubî tefsiri c.12 sahife 270,271

Akaid kitaplarında Yüce
Allahın “Kelam”sıfatından
bahsederken “Hadis ün- Nefs” Nefsin içinde dönüp dolaşan ve seslendirilmeyen fikirlere
kelam ve söz denmez,bu
“Havatır”dır diyen
Mütezile’ye Ehli sünnet
âlimleri,şiiri delil sayılan
Ahtal’ın bir şiiri ile cevap
vererek “Hadîs ün Nefs”in
Kelam sayıldığını ısbata
çalışmışlardır,şiir şöyle:

ان الكلام لفى الفؤاد وانما
جعل اللسان على الفؤاد دليلا

Aslında kelam (söz) kalbtedir, ancak dil
kalbin tercümanı olması hasebiyle,dil’in
konuşması,sözün kalbten
geldiğinin delilidir.
Feth ül karîb il mucîb
İbrahim el Bêcûri sah:93

Allah Rasüluna şiirden
sordular buyurdu ki:Şiir
güzeli güzel çirkini de
çirkindir.
Nevevi Ezkâr şah: 465 Başka bir rivayette:
“Müslüman eliyle,diliyle
cihad eder,nefsim elinde
olan Allah’a yemin ederim ki(siz şiir söylerken)sanki
onlara(müşriklere)ok gibi
(tesirli sözler) atıyorsunuz
İbn ül Cevzi tefsiri Şuarâ
224.âyet tefsiri.

Rasulullah Efendimiz meşhur şair Lebid
b Rabîa’nın bir şiirini övmüş ve: Şairlerin söylediği en sadık kelime

الا كل شئ ما خلا الله باطل

Dikkat edin Allah’tan gayrı
herşey batıldır (yok olacaktır)demiştir.Burada batıl, Allah’dan başka her şey’in helak olucu olması veya Allah’tan başka tüm
ilahlar bâtıldır manasına
gelir.

Şiir’in İslam’da yerini daha geniş bilmek isteyen
kimse Kur’an-ı Kerim’in Şuarâ süresi 224, Yasin süresi 69 ve Enbiyâ süresi 5. ayetlerinin tefsirine bakması yerinde
olacaktır.

Arapça, Türkçe, Farsça
yazılan müteber ve mütedâvil tefsirlerde bir çok şiir mevcuttur.Kurtubi
tefsiri,Fahrettin Razi tefsiri, Elmalılı Hamdi Yazır tefsiri,İbni Âşûr’un
tefsiri, İsmail Hakkı Bursevi tefsiri ve bir çok
tefsir bunlardan bir kaçı.

Ezberlemek kolay olsun
diye şiir halinde te’lif edilmiş tefsirler,hadis usülleri,tefsir,usülleri, fıkıh ve fıkıh usülleri,tasavvuf
usülu tasavvuf ve ahlak kaideleri,sarf nahiv
metinleri,Nât ve ilahiler şiirleştirilmiş akaid metin kitabları, fıkıh ıstılahları,
Allah Rasülunu ilk günden
bugüne kadar medheden
her dilden kasideler şiirler,
Sarf ve nahiv,feraiz ve on
binlercesi.islamın zengin mirası olan ve her dalda te’lif edilen kitapların bir kısmı şiir halinde te’lif edilmiştir.
Bir insan bu zengin ve engin alana gözünü kapatsa bile bu gerçekler
yok olmuyor malum.

Konumuzun başlığını
teşkil eden islâmi,merğub ve faydalı olan meşru şiire bir iki örnek verelim.
1-)Efendim kurtarıcım müjdecim peygamberim.
Sana uymayan ölçü
hayat olsa teperim.
Aşk, heyecan, dava ve
cihad ruhuyla yoğrulmuş
böyle bir şiiri mesela bir insan görmezden gelebilir
mi?

2-) محمد سيد الكونين والثقلين
والفريقين من عرب ومن عجم

Muhammedعليه الصلاة والسلام iki cihanın, İnsanların ve cinlerin, Arapların ve acemlerin (Arap olmayanların) seyyidi ve efendisidir.
En üstün bir insan ve Peygamber olan Allah
Rasülunu medheden ve
yüzlerce kasideden biri olan Busîrî’nin kasidesindeki bu beyit’i yetmiş yıllık ömründe hiç
görmez mi insan,kasideyi duymaz mı hiç?
3-)ذرها ديدم دهنشان جمله باز
گر بگوبم خوردشان كردد دراز
Zerreleri gördüm hepsi
ağızlarını açmış bekliyor,
ne yediklerini anlatsam
söz uzar gider diyen şâir
Yüce Allah’ın Razzâk-ı hakiki olduğunu ve tüm
mahlûkatın rızkını verdiği
anlatılan bu ve benzeri
anlatımları insan neden
merak etmez,zira bütün
bu şiirler,Yüce Allah’ın kerim kitabına ve sevgili
Peygamberinin parlak sünnetine hizmet ediyor,
daha kolay anlaşılsın diye
açıklıyor tavzih ediyor.
4-)مفلسانم آمدم بر كوى تو
ڜئا لله از جمال روى تو
(Allahım) ben müflisim sana(Ahirete)geliyorum
(ölüm,Berzah, dirilişten
sonra tabi ).Allah( (rızası)
için Zâtının cemâlî(,(hakkı ve hürmeti) için (açtığım elimi boş çevirme) bana bir şey ver gibi üstün,râkî tasavvufi,edebî,ahlakî mütevâzi, tecerrûd,nisbet ve Allah’a fakirlik kokan,
irşa edici ve yol gösterici olan bu şiiri Muhammed
Bahauddin Nakşibendi r.a
söylemiş ve : Cenazem kabristana giderken önünde bu beyti okuyun
diye vasiyet etmiştir.Bu
ve bunun gibi şiir,edep ve
inci deryalarından istifade edebilmek pek güzel bir şeydir.
Men lem yezuk çok yazık(kim tad almazsa kendine yazık etmiş olur.

Yüce Allah bizleri ve bütün müminleri hayırlı,bereketli işler, ameller ve hizmetlerle içiçe yasamaya muvaffak eylesin.Âmin.

Ahmet ÖZKAN

28 Haziran 2021 Pazartesi

KUL’UN DÖRT HALİ



اذا كنت في نعمة فارعها
فان المعاصي تزيل النعم

Ey mü’min! Bir nimetin icinde bulunuyorsan o nimetin hakkını ver ve( gereği gibi) şükrünü eda et,( nankörlük edip ve o nimeti haram yolda kullanıp isyan etme,çünkü (haramlar ve) günahlar eldeki nimetlerin zevâline ve yok olmasına sebeb olur.

İnsan oğlunun içinde bulunduğu nimetler sayısızdır,ve hepsi yüce Allah’tandır, Nimet’in kıymeti,nimet elden çıkınca anlaşılır,daha önce tam anlaşılmaz,
suyun içinde bulunan ve yüzen balıkların,suyun kıymetini sudan çıkarılınca anladıkları gibi.

Bir kul’un da,dört vakitte dört hali vardır, kul ya bir
nimetin içindedir,ya da bir imtihanın içindedir veyahutta bir tâat’ın, ya da bir masiyetin ve günahın, haramın içindedir.

İnsanlar genel olarak,mü’minler ise özel olarak bir sınavın icindedirler.Peki bu durumda mü’minler ne yapsınlar?

Mü’minler, bir nimete kavuşunca şükrederler,bela ve musibete düşünce, hayatın herhangi bir imtihanına marûz kalınca sabrederler,ibadet ve
taat yapabliyorlarsa burada yüce Allahın minnetini görürler,
günah işlerken de utanır ve günahtan vazgeçerler.

Bu manada O’na salât ve selâm olsun Rasülullah efendimiz şöyle buyurdu:
“Kim ki verilen( nimet)e şükreder, ( başına gelen bir) bela ve musîbete sabrederse,kendisine karşı yapılan haksızlığı bağışlar ve işlediği
günaha istiğfar ederse, Rasulullah efendimiz bunu buyurduktan sonra bir müddet sustu, yanındakiler: Böyle birine ne var ey Allah’ın Rasulu diye esordular,
Buyurdu ki: “Güven onlarındır ve onlar
doğru yolu bulanlardır”
En’am süresi 82 ayet.

Bu bahâ biçilmez mübarek sözleri ve incileri şu güzel bir
kaç sözle bitirelim:

Hakiki Müslüman, Allah anılınca iftihar edip onur duyar,kendi adı anılınca(medhedilince) utanır, yüce Allah’ın her çeşit ve sayısız ayetlerine bakınca ibret alır,bir günah işlemek için teşebbüs edip günaha yönelince, yüce Allah’ı ve azabını hatırlar, vazgeçer,
günahlarını hatırlayınca da istiğfar eder, yüce Allah’ın mağfiretini ve affını hatırlayıp anarsa umitvâr olur,ye’se kapılmaz.

Allahım! bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi Senden umduğumuz her güzelliğe ve iğiliğe nâil eyle, korktuğumuz her
bela ve musîbetten,her şer ve her şirret ve şerir kişi ve kişilerden koru. Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

27 Haziran 2021 Pazar.

EVLERİMİZİN HUDUDU



الجار ثم الدار

Önce komşu sonra ev.
Durum buysa,o zaman önce komşularımızı tanıyalım,sonra evimize ve evlerimize bakalım.

Küfe’li biri, bir gün Hz Ali efendimize gelir ve yeni satın aldığı evin akdini(tapusunu) daha bereketli olur inancıyla eli ile yazmasını söyler.

Hz.Ali r.a ve k.v Kağıt kalem ister, kağıt kalem gelir ve Hz Ali efendimiz akdi şöyle yazar:

Rahman ve Rahîm olan Allahın adıyla, Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a aittir,salât ve selâm Rasulullah
(efendimiz)e,âli’ne ve
ashabına olsun.

Bütün bunlardan sonra derim ki: Bir ölü bir
ölü’den bir ev satın
almıştır,bu ev günahkarlar mahallesinde,gafiller sokağında bulunmaktadır, evin dört cephesi ve dört hududu mevcuttur.

Bir tarafı ölüme,bir tarafı
kabre,bir tarafı sırat köprüsüne, dördüncü
tarafı da, ya cennete ya da cehennem’e bakıyor.

Bunu duyan yeni ev sahibi Hz.Aliye şöyle dedi: Bu yeni aldığım ev’in komşuları ve hudud’u bunlarsa,şahid ol ya Ali bu evi ben fakirlere vakfediyorum.

Tabi ki konumuz vakıf değil, dolayısıyla kim
neyi ne zaman kime vakf
eder bu ayrı bir meseledir.

Konumuz ve bundan kasdımız şudur: Bilinmelidir ki içinde oturduğumuz evlerimiz müstakil de olsa, apartman dairesi de olsa,mütevazi veya çok pahalı,meselâ köşk ve saray da olsa, bize hoş da gelse,ağır da gelse komşularımız ve evimizin hududu bunlardır.

Dünyada komşularımız ve
evimizin hudud’u budur,
ölüm,kabir sırat.Bu her evin, dolayısıyla her ev sahibi’nin vazgeçilmez komşuları ve hudud’udur
son ve kalıcı komşu olan cennet veya cehennem ise,insandan insana değişir.

Bizler imtihan ve fırsatlar dünyasında evimizin akdini ve tapusunu Hz.Ali gibi zat’lara yazdırma imkanımız yok,Din, bunu da bize emretmiyor,.

Bizim, yüce Allah’ın izni ve tevfîk’i ile kabrimizden önce evimizi cennet bahçesine ve mescide çevirmek,ilim irfan yuvası haline getirme imkânımız vardır.

İşte o zaman ihtiyaç dışı bir gayri menkul’u ister vakfeder ister etmeyiz,bu ayrı bir mesele,ama yine biz yüce Allah’ın rahmeti ile Kur’an ve sünneti takib ederek hayatı ömrü anlamlı ve bereketli hale getirirsek, son ve ebedi, dördüncü komşumuz Cennet olur, cennette komşumuz Rasulullah efendimiz olur,Hatta en caiz ve Yüce Zatına yakışan şekli ve anlamıyla komşumuz YÜCE ALLAH olur.
“Allah iman edenlere Firavun’un karısını misal vermektedir: O,”rabbim!” demişti,” Yüce katında cennette benim için bir ev yap; beni Firavun’dan ve yaptıklarından kurtar ve beni bu zalimler topluluğundan da selamete çıkar”!
Tahrîm suresi 11,ayet.

Allah’ım bizleri ve bütün müminleri dünya’da komşu hakkını gözeten,evini her anlamda ma’mur kılan,son ve ebedi komşuları, cennet olan,sevdikleri olan, Rasullah ve O’nun izini takib eden gönül erleri olan,en munasib ve caiz olan manasıyla mucaviri YÜCE ALLAH olan BAHTİYÂR kullarından eyle.ÂMÎN.

Ahmet ÖZKAN

26 Haziran 2021 Cumartesi

DUÂ



اللهم ارحمنا بالقران واجعل القران لنا اماما ونورا وهدى ورحمة اللهم ذكرنا منه ما نسينا وعلمنا منه ما جهلنا وارزقنا تلاوته اناء الليل وأطراف النهار واجعله لنا حجة يارب العالمين.

Allah’ım! Kur’an’ı Kerim ile bizlere rahmet eyle, Kur’an-ı Kerim’i bizlere önder,nur, hidayet ve rahmet kıl.

Allahım! Kur’an’dan unutturulduğumuzu bize hatırlat, ve kur’andan bilmedigimizi bize öğret.

Gecenin bazı vakitlerinde ve gündüz’ün iki ucunda Kur’an’ın tilavetini bizlere nasib eyle,(kıyamet günü) lehimize şahitlik eden hüccet eyle ey âlemlerin rabbî olan Yüce Allah.
Zerkeşî, Burhân 1/475

Duâ’da geçen tilavet nedir,
tilavet,kıraat ve tertîl’in farkı nedir? Kısaca şöyle:

Tilâvet,iki ve daha fazla kelimeyi alenî olarak yüksek sesle okumak ve duyurmak demektir, tilavet, kişinin okuduğu Kur’an’a inanması, anlaması,ona tabî olup onunla amel etmesi ve bunu sürekli yapması demektir,tilavet amel ve ittibâ’dır

Kırâat,bir harfi sesli veya sessiz, kur’an’dan veya ezbere okumaktır. Mücerred okumanın’da ecri vardır, bazıları okuyan okuduğu Kur’an’ın anlamını bilmezse sevabı yok derler,bu doğru deyildir, elbette okuduğunu anlamak tercîh edilir, buna kimsenin itirazı yok ama sevabı yok demek doğru değildir şöyle ki; Rasulullah efendimiz bu hususta bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyuruyor:
“Kim Allah’ın kitabından bir harf kıraat ederse (okursa) bir ecri vardır,ve bu ecir de on katındadır”
Tirmizi Hadis no: 2910.

Tertil ise, Kur’an’ı Kerim’i tilavet ederken teenî ile,tahkik ile harflerin çıkış noktalarına dikkat ederek hakkını,harflerin sıfatlarına dikkat ederek mustehakkını vermektir ve harfleri ince ve kalın okurken,aşırılıktan sakınmaktır.Ayrıca tertil Kur’an’ı tilavet ederken edâ çeşitlerinden bir tanesidir, diğer eda çeşitleri tahkik ve hadr’dır.

Ey Kur’an’ı indiren yüce Allah! Kur’an’ı okumayı, tilavet etmeyi, anlamayı, yaşamayı ve Kur’an ile sünnetin istediği şekilde art niyetlerden ve dünyevî menfaatlardan uzak bir şekilde Kur’an’a ve parlak sünnete hizmet etmeyi bizlere ve bütün mümin kardeşlerimize nasip eyle.
Âmin.

Ahmet ÖZKAN

25 Haziran 2021 Cuma

KALBİN CİLASI



كرر على حديثهم يا حادي
فحديثهم يجلى الفؤاد الصادى

Ey develeri süren (Şüturbân),develer sür’atli gitsin ve yorulmasın diye güzel namelerle şiirler ve etkileyici beyitler,mısralar söyleyerek develeri coşturan (Hâdi,حادى),ne olur söyleyeceğin şiirler, mısralar ve sözlerin içinde sevdiklerimin sözlerine de yer ver, sevdiklerimden de
bahset,onların adını ve sözlerini bana sık sık tekrar et.

Zira dostların sohbeti ve beraberliği, onları anmak ve sözlerini tekrar etmek paslı yürekleri cilalar (ve ferahlatır).

Süfyân b.Uyeyne de bu hususta:
عند ذكر الصالحين تنزل الرحمة
Salihlerin sohbeti esnasında rahmet(ler)
iner buyurmuştur.

Salih insanların kendileri sohbet de yapsalar, başkaları onların sohbetlerini de yapsa rahmetin inmesine vesiledir.

Yaratılmışların en üstünü,
Kâinât’ın efendisi O’na salât ve selâm olsun Rasulullah efendimiz şübhesiz tüm salihlerin şâhı ve pâdişahı’dır,O’nun sohbetini yapmak, mübarek adını anmak,
O”na salât ve selâm getirmek,şemâilini okumak, okutmak ve dinlemek, siretini tedris ve tezekkûr etmek elbette en büyük ve en engin rahmetin nüzuluna vesiledir.

Alemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah efendimizin sohbeti, hadisleri ve sünneti elbette rahmete vesile olur, zira kendisi en büyük bir rahmettir.

Rasülullah efendimizi bir kez gören bir bedevi medeni oluyordu.O’nun mübarek maiyetinde az da olsa bulunan bir mü’min sahabi oluyordu ve en büyük şerefi elde yüce Allah’ın, Rasulullah efendimize arkadaş ve dost,sahib,sahabi olsunlar diye razı olduğu nesilden daha üstün kim olabilir?.

Rasulullah efendimiz nefislere ve kalblere tesir ediyordu, mübarek adı anıldığı, duyulduğu, yazıldığı ve okunduğu zaman bir lezzet ve halavet hissedilir.

Sâ’di Şirazî de dostların sobeti hakkında şöyle der:
يارا بهشت صحبة ياران همدم است
صحبة ياران نا متناسب جهنم است

Ey dostum!(özellikle kalben) uyum içinde olduğun dostlarla olmak cennetin tâ kendisidir, münasib olmayan insanlarla oturup kalkmak ve onlarla içiçe olmak cehennem’dir, azab’tır.

Sohbet, dostlarla beraber olmak manasına geldiği gibi, onlarla manevi beraberliğe de denir,zira sohbet uzağı yakın eder, mecliste olmayan mecliste imiş gibi telakki ettirir

Sohbet eri bir aşık bu hususta şöyle der:
خيالك فى عينى وذكرك فى فمى
وشوقك فى قلبى فأين تغيب
Ey sevdiğim dostum! Hayalin gözümde, adın dilimde iştiyakın kalbimde nereye gidersin, nasıl kaybolursun.

Başta yüce Allah’ın zikri olmak üzere, Rasulullah efendimizin, varisleri olan âmil alimlerin, gönül erlerinin sohbetleri -yüce Allah’ın izni ile paslı kalbleri,gafil kalbleri cilalar ve uyandırır ve o kalbe huzur verir.

Yüce Allah’ın kitabı eğer okunur veya ders olarak tedris edilince kesin rahmet mecliste olanları kaplar.
“Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve sessiz durun ki rahmete nail olasınız”.
A’râf suresi 204.ayet.
Ayrıca Müslim Hadis no:
2699

Allah’ım! Başta Rasulullah efendimiz olmak üzere O’nun izinden giden bu sonsuzluk kervanı ile dünyada ve âhirette beraber olmayı bizlere ve bütün müminlere nasîb eyle.Amin.

Ahmet ÖZKAN

24 Haziran 2021 Perşembe

VARLIK İÇİNDE YOKLUK



وأشد ما لقيت من ألم الهوى
قرب الحبيب وما اليه سبيل
كالعيس فى البيداء يقتلها الظمٱ
والماء فوق ظهرها محمول

Aşkın cilvelerinden ve acılarından karşılaştığım en şiddetli acı ve cilve şudur: Sevgili(sevdiğim ve sevdiklerim) bana çok yakın olduğu(oldukları) halde ona(onlara)ulaşıp kavuşmak için gidecek bir yolun bulunmamasıdır.

(Bu durum), üzerinde (sırtında) bolca içecek su bulunduğu halde gayret edip içmeyen( su içmekten engellenen) ve susuzluktan ölen Ceylan (lar)ın durumuna benzer.

Bir insan çölde susuz ölürse bu ayıp değildir kınanmaz da, fakat bir insan pınarların başında, berrak suların başında su içmeyip susuzluktan ölürse belki bunu duyan veya gören kimse,o’na rahmet bile okumaz ve haklı olarak şunu der : Su içseydi de susuz helak olmasaydı.

Bugün islam ümmeti irili ufaklı Altmış’a yakın ülke ve iki milyara yaklaşan nüfusuyla dünya nüfusu’nun dörtte biri kadardır.

Başta Kur’an’ı Kerim’e ve O’na salât ve selâm olsun Rasulullah efendimizin parlak sünnetine ve belli bir birikime sahiptirler, alabildiğine tarihi tecrübeye, bütün güzelliklere, her alanda bilgiye her sahada ilme, ahlaka tasavvufa ve diğer ilimlere sahiptirler.

Çok köklü bir medeniyete sağlam temellere dayanan bir maziye, derin bir devlet tecrübesine,
tarih boyunca bütün dünya’nın maharatlerini takdir ettigi her sahada âlimlere sahib olan islam ümmeti niye varlık içinde yokluk yaşar?

Bu ümmet merhum olması gerekirken niye mahrum kalsın ki, üstelik bu ümmetin elindeki maddi ve manevi servetler hiçbir ümmette yoktur.

Müslümanların kitabı bir, bütün peygamberlere inanmakla beraber Peygamberleri de bir,ve bütün senavî kitaplara inanmakla birlikte kitapları da bir, kardeşlik gibi onları kaynaştıran bir şiraze de var,ve üstelik bu kardeşliği Kur’an ve Rasulullah efendimiz emrediyor, ama ümmet dağınık, onlara çok yakın olan bu güzellikler onlardan Irak ve uzak olabiliyor, neden?

Yoksa müslümanlar bir vadide Kur’an başka bir vadide mi, müslümanlar ve onları idare edenler Rasulullah efendimizin buyurduğu gibi dünya yarışna mı girdiler,?

Müslümanlar Kur’an’ın hükümlerini Rasulullah efendimizin getirdiklerini hayatta uygulamak en büyük ve öncelikli görevleri ve dertleri olması gerekmez miydi? Böyle bir dertleri ve problemleri bulunmuyor mu, yoksa bulunuyor da,şiirde geçen Ceylan misali susuz gezerken sırtındaki sudan habersiz olduğu gibi, Müslümanlar da sahip oldukları eşsiz servetten haberleri mi yok, su misali hayat olan, kâinata ruh ve anlam kazandıran Vahye,Kur’an’a ve Rasülullah’ın parlak sünnete ulaşamıyorlar mı?

Bütün dünyanın,ve inansın inanmasın bütün insanların kur’an çizgisine gelmek zorunda olduklarına inanarak, müslümanlar herkesten önce Allah’ın hükümlerini yaşama ve yaşatma şerefini yaşamaları, dünyaya ve insanlara örnek olmaları Kendi menfaatlerinedir, aksi takdirde Yüce Allah’ın kitabı kur’an-ı kerim’den Resulullah efendimizin sünnetinden ve ellerindeki eşsiz nimetlerden sorguya çekileceklerini bilmeleri gerekir.

İnanmayanlar değişmedi Kur’an indiği zamanlarda, Kur’an’ın sesini ve Kur’an’ı okuyup tebliğ eden Rasulullah efendimizin sesini o gün de kısmak istiyorlardı bugün de kısmak istiyorlar.
“İnkarcılar dediler ki: ” Bu Kur’an’a kulak vermeyin okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız”
Fussilet suresi 26.ayet.

Bugün de kopan fırtınaların temelinde hak ile batılın ,Hz.Adem ile iblisin,Habil ile Kabil’in,bu yüce kitabın nasıl sesini kısar bastırırız’ın mücadelesi yatmaktadır.

İnkarcılar değişmedi, Ahzab’ın Medine’ye saldırdıkları gibi,İslam diyarlarına ve cennet vatanımıza saldırıyorlar, peki, müslümanlar da değişmedi, onlarda da ilk gün gibi aynı şuur ,aynı iman ve salabet, İslam’a bağlılık hak hukuk tanıma, ahlak,bir ve beraber olma devam ediyor diyebilir miyiz? Keşke diyebilsek, ama heyhat.

Çünkü müslümanlar bugün bir vadide, Kur’an başka vadide ve varlık içinde yokluk yaşıyorlar.

Allah’ım! bizlere ve bütün müminlere Kur’an’a ve sünnete sarılmayı, ölmeden önce Kur’an’ın hükümlerinin tatbik edildiği günleri ve zamanları görmeyi nasip eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

23 Haziran 2021 Çarşamba

DARALINCA ÜZÜLME



اذا ضاقت بك الدنيا
تفكر في الم نشرح
لن يغلب عسر يسرين
اذا فكرته تفرح

(Ey ahiret yolcusu, çeşitli sıkıntı ve sebeplerden, zorluk ve zorbalıklardan,
elem ve haksızlıklardan
dolayı) dünya sana dar gelirse, Elem neşrah süresini düşün(ve o sureyi oku),zira bu mübarek sure’de iki defa usr ,iki defa da yusr kelimesi zikredilmektedir.

O’na salat ve selam olsun Rasulullah Efendimiz: “Bir usr (zorluk) iki yusr’u (kolaylığı) asla yenemez, demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır, muhakkak ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır” buyurmuştur.
Hakim Hadis no : 3950.

Bu zorluk ve haksızlıklar düşmandan geldiği gibi, dost’tan da gelebilir.

Mu’min’e düşen, düşmandan BİR,dost’tan BİN defa sakınması gerekir,niye böyle? Çünkü dost bir gün düşmanla beraber olup onun maslahatına iş yaparsa, veya hırs bürümüş gözü hak hukuk kitap sünnet, kardeşlik görmez de hırçınlaşır, cahillik yapar yabancılaşırsa, eski dostunun bütün zayıf yönlerini bildiği için tahribatı daha fazla olur.

İşte sen ey mü’min bütün bu olup biten ve olup biteceklere karşı bu mübarek sureyi okur ve düşünürsen sevinir (rahat eder)sin, çünkü bu yüce Allah’ın kesin ve değişmez kanunu,inanan mü’minler için büyük bir müjdedir.

Not: Elem neşrah süresinin içinde iki defa marife olarak El-usr (zorluk),iki defa da nekire olarak yüsr(kolaylık) geçer.Marife tekrar edilse de tektir,nekire ise tekrar edildiği kadardır,yani burada usr(zorluk) tek’tir, çünkü marifedir,yusr (kolaylık) ise ikidir, çünkü nekiredir.

İnişli yokuşlu dünyada imtihanda olduğumuzu unutmayalım,herhangi bir imtihan’ın soruları kolay da olabilir zorda olabilir buna da hazırlıklı olalım.

Dünyada sınav yapanlar, sınava tabi tuttukları kimselerin ne kadar çalışkan olduklarını pek bilemezler, ve nasıl cevap verdiklerini sınav kağıtlarını okuduktan sonra anlarlar ama Yüce Allah, ezelden ebede her şeyi biliyor yine de çeşitli hikmetlerden dolayı bütün kullarını sınava tabi tutuyor.

İşte bu sınavda ve diğer alanlarda mümin zorlanıp dara düşebilir,bu durumda da yine yüce Allah’a onun kitabına Rasulullah efendimizin sünnetine sabra namaza iltica etmeli ve yüce Allah’tan bu darlıktan çıkış beklemeli,sabr’a ve duâ’ya
devam etmelidir.

Yüce Allah bizlere ve bütün müminlere karşılaştıkları ve karşılaşacakları zorluklardan ve her türlü
darlıktan, dinî ve dünyevî fitnelerden,ak yüzle kurtulmayı, umumi ve âcil bir çıkışı ve kurtuluşu lütfeylesin.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

22 Haziran 2021 Salı

HUZURLU HAYAT



اذا شئت أن تحيى حياة هنيئة
فلا تتخذ شيئا تخاف له فقدا

Eğer huzurlu (gamsız ve kedersiz, stressiz) bir hayat,bir ömür sürmek istiyorsan, kaybettiğinde
(yitirdiğinde) üzüleceğin bir şeyi edinme böyle bir şeyin sahibi olma.

Bu,bigane kalmak vurdum duymaz olmak, hiç bir şey sahibi olmamak demek değildir, zaten bu vasıflar mü’minin vasfı olamaz.

Veya bu, elde ne varsa çıkar, başkasına muhtaç ol demek de asla olamaz.

Bu,bitpazarı misali fani dünya’ya ve dünyalıklara
gönül bağlamamak ve nazargâh-ı ilâhî olan kalbi
demir çimento tuğla tahta
toprak çaput gibi şeylerle tıka basa doldurmayıp yüce Allah’a,sevgisine ve zikrine ayırmak demektir.

Bunları söylemek, yazmak ve anlatmak kolay ama, bunu tatbik etmek ve pratikte yaşamak elbette kolay değildir.

O zaman kişi bu iki zıddın arasını(Hem dünya malı
olsun,hem de bu mal gidince üzülmeyecek, bunu) nasıl te’lif edecek arasını nasıl bulacak diye bir soru,tam ve yerinde bir sorudur.Bu sorunun bir çok cevabı olabilir elbette ama şöyle de bir kaç cevabı olabilir.

1-)Kişinin ya hiçbir şeyi olmayacak dolayısıyla hiç kaybedecek bir şeyi de olmayacak, dolayısıyla üzüntü duymayacak, ki bu
zamanımızda çok zordur.

2-)Veya kişinin evi parkı arabası,evinde havaic-i asliyye dediğimiz kişinin ihtiyaç duyduğu şeyler olacak ama,bunlar kalbe girmeyecek, kalbte olmayacak, mesela para
Kalbte değil de kesede, kasada olacak,bu para
azalır veya yok olursa sahibi ya üzülmeyecek,
veya en azından derinden üzülmeyecek,kaza ve kaderi suçlamayacak esbab’a sarıldıktan sonra kaza ve kadere boyun bükecek, razı olacak.

3-)Veyahut da kalbte hem Allah sevgisi,hem de
mal-mülk sevgisi beraber olacak,olacak ama bunu güvenilir ve âlicenap tasavvuf erbâbı mümkün görmüyor,nitekim Celaddin -i Rumi’nin k.s ve Muhammed Bahaaddin-i Nakşibendi’ nin k.s şu sözleri bunun mümkün olamayacağına delildir.

هم خودا خواهى و هم دنيأ دون
ان خيالست ومحالست وجنون

(Ey Yüce Allah’ın sevgisini iddiâ eden kişi),
Hem Allah diyecek,O’nu isteyeceksin
(seviyorum diyeceksin)
hem denî(aşağılık) dünya diyecek, onu isteyeceksin (seviyorum diyeceksin ve ikisini ben bir arada
götürür idare ederim diyeceksin,) bu( senin iddian) hayaldir, muhâldır ve imkansızdır deliliktir.(zira iki karpuz bir koltukta taşınmaz ve zaten kişinin iki kalbi de yoktur.)

Bunun mümkün olmadığını hayatta ve yaşantımızda da zaten biz görüyoruz.

Dünyanın helali hesab, haramı ise hesab ve azab’tır, kişi bu gerçeği
gözden ırak tutmasın ve dünyaya ona göre kıymet biçsin.
Şöyle bir kıssa anlatılır:

Bir çift öküzü olan bir çiftçinin bir gün yüce Allah’tan şöyle bir isteği
olur: Allahım benim Hz.Süleymana ulaşma imkanım yoktur, Rüzgar Hz.Süleyman’ın emrinde haber buyur da bana uğrasın ona bir diyeceğim var, Herşeyi bilen, herşeye vakıf olan duyan,istediğinde infaz eden yüce Allah,Hz. Süleyman’a emrediyor ve Hz Süleyman o çiftçiye uğruyor,beni istedin ey Allah’ın kulu buyur ne diyorsun diye soruyor
Çiftçi: Ey Allah’ın kulu ve Peygamberi üç husus var,ikisinde seninle eşitim,
üçüncüsünde senden avantajlıyım, birincisi:Sen de öleceksin ben de,ikincisi:Sen yaşadığın bütün lezzetleri şu an unuttun,ben de yaşadığım bütün zorlukları şu an unuttum bu iki hususta aynıyız, üçüncü husus ise şudur: Sen bütün dünyaya maliksin tüm dünyadan sorumlusun,benimse bir çift öküzüm var başka bir şeyim yok, sadece bu çift öküzden sorumluyum.

Durum böyleyse o zaman ne yapmalı mümin?

4-) Her kes yolu yordamı ve kendi maslahatını daha bilir, ama şu kıssayı
dinlemekte de ibret olabilir.

Bir kişi seyr ve sülük için bir mürşid’e gider,Mürşid onun mal varlığını sorar, adam: Şu kadar malım var der, Mürşit: Git o malı altına çevir ve suya at der,
adam malını altına çevirip bir poşete koyar ve iple bağlayarak suya bırakır tam atmaz.

Mürşidin yanına döndüğünde mürşid sorar: Altınları suya bıraktın mı,suya attın mı? Adam: Evet der fakat
atmamıştır,seyr ve sülük esnasında bu müridin altınları atmadığı anlaşılır
mürşid: Git ipi kes der, mürid de gidip ipi keser ve altını hakikaten suya bırakır.

Bir müddet sonra murîd terakkî eder ve seyr ü sülük’ta mesafe alır, ve mürşit,müride aynı altını veya başka altınları takdim eder mürid : Olmaz istemiyorum artık ihtiyacım yok der ,mürşid der ki: Hayır artık bundan sonra bu altın, bu dünya sana zarar vermez ve adamın altınını teslim eder.

O zaman kişi Yüce Allah’ın fazl ü keremiyle öyle bir eğitimden, öğle bir antremandan geçebilir ki artık var olan dünyası ona zarar vermez Allah sevgisini gölgelemez ve “Öğle erler var ki, ticaret ve alış veriş onları Allah’ın zikrinden, (O’nu anmaktan O’na yaklaşmaktan) alıkoymaz”
Nur süresi : 24 ayet. medhine mazhar olabilirler. şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

Selef-i salihin gibi dünyayı günümüzde tamamen bırakmak mümkün değilse, veya çok zorsa,ki öyledir,o zaman hükmen terketme yoluna gidilebilir,bu da Şer’i şerife göre, Kur’an-ı
Kerim ve O’na salât ve selâm olsun Rasulullah efendimiz’in parlak sünnetine göre dünyayı kullanmak ve kazanıp harcamaktır.

Bunu bilmek için Kur’an’a ve sünnete göre dünya nedir, nasıl elde edilir,nasıl harcanır, faydası zararı nedir, hangi dünya
ahirette sevap terazisinde lehimize veya günah terazisinde aleyhimize olur,bu konu ile ilgili sayılmayacak kadar kaynak mevcuttur,ahiret yolcusu bunları araştırır,
okur ve öğrenebilir.

Yüce Allah bizim ve tüm mü’min kardeşlerimizin kalblerini kendi sevgisi,
Allah’ı sevenlerin sevgisi
bizi Allah’a yaklaştıracak amellerin sevgisi ile mamur eylesin.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

21 Haziran 2021 Pazartesi