İSLAM’IN OĞLU



إبى الإسلام لا أب لى سواه
اذا افتخروا بقيس أو تميم

*Birileri mensub oldukları
kabilelere aidiyetini dile getirip kimlerden olduğunu açık açık izhar ederken, biz Kays kabilesi mensubuyuz, diğerleri de,biz de Temim kabilesi mensubuyuz diye iftihâr edip övünürken,ben de göğsümü gere gere : Ben hak din olan İslam dini’nin oğluyum (mensubuyum) , İslam’dan başka babam yok diye haykırıyorum.

*Cennet’in özlediği üç kişi vardır, Ali,Ammâr ve Selmân.
Tirmizi Hadis no :3797 Bunlardan biri olan Selman-ı Farisi de: “Ben İslam’ın oğluyum” derdi,Hz Ömer efendimiz bunu duyunca,ben de İslam’ın oğluyum ve Selman’ın kardeşiyim buyurdu.
Zehebi Â’lâm un Nübelâ:
1/544

*Yüce Allah, bu hususta bir ayeti kerimede şöyle buyurur: “Allah’a çağıran
iyi işler yapan ve ” ben müslümanlardanım”
diyenden daha güzel sözlü kim vardır”
Fussilet suresi: 33 ayet.
Bu ayet, İslam’a mebsub olup bunu açık açık izhar etmenin en güzel söz olduğunu ifade
buyurmaktadır.

*Böyle bir kişi, mensup olduğu İslam’a insanları hâl ile ve kâl ile davet ediyor Salih amel işliyor ve ben müslümanlardanım diyor bundan daha güzel sözlü kimse olamaz.

*Bizler de yüce Allah’ın medhettiği bu kişilerden olabilir miyiz? Evet olabiliriz, zira ayette hitab herkesedir, müfred olsun,tesniye ve cemî olsun, erkek olsun bayan olsun hitab herkese
şamildir.

*Bu şeref ve bu şerefli iş varken mü’min kişi bundan istifade etmelidir, yüce Allah’ın methettiği kimselerden olmak için yaşayarak, güzel sözle,güzel ahlak sahibi olarak herkese örnek olabilir,ve herkese İslamı sevdirebilir.

*Başka bir Ayet-i Kerimede
“Artık sana vahyolunan kitaba sımsıkı sarıl; şübhesiz sen doğru yolun üzerindesin, o kitap sana ve kavmine bir hatırlatmadır ; yakında sorgulanacaksınız”
Zuhruf suresi: 43,44 ayetler.
Yani ey Peygamber bu kitap sana ve Ümmetine bir şeref ve iftihâr vesilesidir.Başka bir Ayet-i Kerimede de
“Andolsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik.Hala aklınızı
Kullanmayacak mısınız?
Enbiyâ suresi:10 ayet.
Yani bu kitapta (Kur’an-ı Kerim’de) serefiniz, övünç vesileniz var, siz bu kitapla anılacaksınız.

*Müslüman kişi,
“Ben müslümanlardanım”
sözünü,göğsünü gere gere söylediği ve altını doldurduğu devirlerde,
rengi ve dengi(sesi) müslümanlığı temsîl ettiği
zamanlarda İzzet, şeref, şan şöhret ve bütün güzellikler müslümanlara aitti ve müslümanlar dünyaya hakim idiler,ama bu ihmal edilip kişi soyu ve sopu ile,nesebi ile,kabilesi ve kavmi ile, derneği ve vakfı ile,cemiyeti ve cemaati ile partisi ve dergisiyle,bir kaç yaptığı şeyle iftihar edip övününce, Müslümanım demekten bile utanınca durum şimdi bildiğiniz gibi.

Farisilerin(şimdiki İran’ın) ordu komutanı Rüstem’in karşısında sahabi Rib’î b Âmir’in verdiği cevabı beraber dinleyelim;
Rüstem soruyor : Siz kimsiniz?
Sahabi Rib’î b Âmir : Biz öyle bir ümmetiz ki, yüce Allah bizi,isteyeni kul’a kul olmaktan çıkarıp,sadece yüce Allah’a kul yapmak, dünyanın darlığından ve karanlığından, yine dünyanın genişliğine, aydınlığına ve hürriyetine, batık ve batıl (beşeri dinlerin) zulmünden, İslam dininin adaletine çıkarmak için gönderdi.

Kur’an’ı Kerim’i rehber edinen, kimliği sadece İslam’ın oğlu olan bu şerefli sahabi bu sözleriyle İslâm Dini’nin insanlık tarihinde büyük hedeflerini, İslam’ın gayesinin, ıslâh ve hürriyet olduğunu haykırmaktadır.

Biz filan oğlu filan’ın cemeaatıyız,filan efendiye bağlıyız,falan mubarek bizim hocamızdır,filan partiye bağlıyız,o bizdendir,öbürü bizden değildir,o dediyse doğrudur,ben aklımı onun cebine koydum, aklımı ona kiraya verdim, bizim şeyh hazretleri asla hata yapmaz,zira onun gibi dünyaya ne geldi ne gelecek,Mehdi’ye bizi ancak bizimki ulaştırır
diyen kardeşlerime ve kendime- haddim değil ama- bir hatırlatmam var.

Ebu Yezid-i Bistamî Hz.nin bir müridi vardı,bir gün dedi ki Ebu Yezid-i Bestamiye : Efendim ben ölünce cübbenizi benim mezarıma sersinler ve oraya değsin ki, belki münker ve nekir’in sorularına cevabım cubbeniz bereketiyle kolaylaşır, Ebu Yezid-i Bestami hazretlerinin bu müridin talebine cevabı şu olmuştur: Sen adam olmazsan,yani Kur’an’ın ve sünnetin tasvip ettiği ve onayladığı bir müslüman olmazsan cübbemi değil benim deriyi çıkarıp, sana deri yapsalar sana faydası yoktur.

Herhangi bir kardeşimin yanlış anlamaması için şunu da arzediyorum:
Şükür Allah’a, Tasavvuf’un ihsan makamı altında bulunduğuna, İhsan’ın dinin bir bölümü olduğuna, Kur’an ve sünnetten onaylı tasavvufi tarikatları seven ve savunan biriyim, Tasavvuf’un, kalbin fıkhı ve ilmihali olduğuna da inanıyorum.

Yüce Allah bizlere ve tüm mü’min kardeşlerimize Kur’an-ı Kerim ile Rasülullah efendimizin Parlak ,sünneti ile izzet, şeref, üstünlük vermesini, dahilî haricî, görünür görünmez, bütün düşmanlara gâlib kılmasını niyaz ediyorum.
Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi gönül erlerini sevenlerden onların dualarında ve gönüllerinde olanlardan nisbet dolu bakışlarına mahal olanlardan kılsın.Âmîn

Ahmet ÖZKAN

31 Ağustos 2021 Salı

YA İHLÂS YA İFLÂS



ما كان لله دام والتصل
وما كان لغير الله انقطع وانفصل
* Yapılan bir amel yüce Allah’ın rızası için ise devamı gelir ve kesilmez, rızası için değilse,kesilir ve devamı gelmez.

* İhlâslı amel,hevâ ve riyâ içermeyen ameldir,yapılan
bir amelde halkın övecek sevgisi,yerecek korkusu yoksa bu amel, inşaallah ihlâslı bir ameldir.

* Riyâ ve hevâ,kötülüğün kaynağı ve kötülüğü çok emreden emmare nefsin huyudur,bir kişi samimi
tövbe ederek hevâsı ile mucahede eder,nefsi bu huyundan kurtarırsa ihlas’a kavuşur.Bütün
tasavvuf tâifesinin reisi ve piri olan Cüneyd-i
Bağdadî “Bizim uğrumuzda elinden gelen çabayı sarfedenlere gelince,onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz”
Ankebût suresi:69 ayet. Bu ayetteki çabayı hevâ ile cihad,bize ulaşan yolları da ihlas olarak tefsir etmiştir.

* Kur’an’da ve sünnette çok geçen, hakkında bir çok kitap yazılan ihlâsın, dünya ve ahirette sahibini
yüce Allah’ın izniyle kurtaracağını çok rahat söylemek mümkündür.
Bundan dolayı:
الخلاص فى الاخلاص فإذا اخلص تخلص
*”Kurtuluş İhlas’tadır, kişi ihlâslı olursa kurtuldu”
demişlerdir.

* Hz Ömer r.a halife iken, Medine’de cübbesinin
altında bir şey saklayan birisi ile karşılaştı, bu nedir diye sordu, o kişi içki dolu bir şişe saklıyordu çok seri bir şekilde ihlas ile yüce Allah’a yöneldi,bir daha içmemek üzere Allah’a söz verdi ve : Sirke’dir dedi.Hz.Ömer efendimiz çıkar göreyim dedi,adam çıkardı gerçekten sirke.
“Allah böylelerinin kötü hallerini iyiye çevirecektir”
Furkân suresi:70, ayet.

*Kadın elbisesi giyerek padişahın kızının düğününe giden ve bayanların arasına girip onlarla eğlenen bir delikanlı tam oyun esnasında bir ses duydu;
Kapıları kapatın, padişahın kızı’nın çok kıymetli bir kolyesi kayboldu arama yapılacak.
Bu delikanlı ihlas ile yüce Allah’a yalvardı ve:
يا قديم الاحسان إحسانك قديم
Ey iyiliği kadîm olan Allahım,senin( bana) iyiliğin yeni değil ki,(Beni burada mahcub etmezsen bir daha bu işi yapmam) Ben kolyeyi almadım ama,erkek olduğum ortaya çıksa beni cezalandırırlar.
Bu delikanlı duasını bitirir bitirmez bir bekçinin sesi duyuldu!
اتركوا الحرة وجدنا الدرة
O hür kızı bırakın, üstünü aramayın kolyeyi bulduk.

*Ahmed b.Hanbel “Kur’an mahlûk değildir” yani Allahın ezeli olduğu gibi ezelî dir dediği için zindanda kırbaç yerken; Bismillah dedi,sonra,Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh dedi,sonra”Kur’an Allahın kelamı ve mahlûk değildir” dedi,sonra:
“Allah bize ne yazmışsa başımıza ancak o gelir”
Tevbe suresi: 51,ayet’ini okudu
Kırbaçların tesiriyle elbisesinin(şalvarının) uçkuru düştü ve o anda dudaklarını oynattı,elbisesi düşmedi.
O anda ne dedin diye soranlara şöyle cevap verdi: Dedim ki: Allahım Arş’ın her tarafını dolduran İsmin hakkı için eğer ben haklı isem ve söylediklerim doğru ise (yaptığımı ihlâsla senin rızan ve hakkı müdafaa için yaptıysam) avret mahall’min açılmasını engelle.
Uçkur’u(ipi) kopan şalvar (elbise) yere inmedi ve yüce Allah Kur’an’ı Kerim’i,Rasulullah efendimizin parlak sünnetini savunan o imamı, oradakilerin arasında mahcup etmedi.

*Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allahım! Bizlere ve bütün mümin kardeşlerimize amelde İhlâs, sözde sadâkat, yaşantımızda, ve her davranış ve halimizde safâ,netlik ve durûluk ihsan eyle.Âmin

Ahmet ÖZKAN

30 Ağustos 2021 P.tesi

DERT-DERD



ما أحسن الدين والدنيا اذا اجتمعا
لا بارك الله فى دنيا بلا دين
*Din ve dünyâ ikisi birlikte bir arada olsa ne güzel olur,yok dünya (ve dünya derdi,dünyalık,mal mülk) var ama, din(derdi,ahiret derdi) yoksa böyle bir dünyanın bereketi olmayıversin,(olmaz da.)

*Dert, insana ızdırap veren her türlü hal, sıkıntı,zorluk, üzüntü demektir.

*Dert, ya din ve âhiret derdi olur,ya da dünya ve dünyalık derdi olur.

“Ahiret yolcusu mü’min’in derdi din derdi olur ve bu onun için şereftir, aklı fikri iyi bir kul olmak,yüce
Allah’ı razı etmek,ahirete hazırlanmak olmalıdır.

*Ashab-ı kiram’dan biri işten geliyor, hanımı onu
kapıda karşılıyor ve ona hoş geldin diyor,cübbesini katlıyor sonra yüzüne bakıyor onun kederli,hazîn olduğunu görünce ona soruyor: Hayırdır,sen niye
böyle üzgünsün,bir derdin mi var? Eğer senin bu derdin âhiret derdi ise, yüce Allah senin derdini artırsın,yok eğer bu derdin dünya derdi ise(bugün bir şey kazanamadım,eve bir şey getirmedim gibi) üzülme, dünya hayatı iki üç günden ibarettir,geçer.

*Rasulullah efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
” Kimin işi gücü,derdi âhiret ise,Allah o kişinin zenginliğini kalbine yerleştirir, işi derli toplu olur, dünya ona mecbur gelir,kimin de işi gücü ve derdi dünya ise, fakirliğini iki kaşının arasına yerleştirir,işi dağınık olur, dünya’dan ona ancak takdir(ve tasîm) olan kadar gelir”
Tirmizî Hadis no:2465

*Basra’nın yüz akı ve tâbiî olan Hasan-ı Basrî: Dünya öğle bir şeydir ki, varlıklı olan için fitne ve imtihan,
fakir ve yoksul için hüzün sebebidir.

İnsan, dünyalığı ve dünya malını hattâ rızkı sadece yenip içilen,giyilen bazı şeylerden ibaret zanneder, halbu ki nice şeyler,nimet ve lütuflar vardır ki bunlardan çok çok daha hayatî önem taşır.

*Bu hususta da Resulullah Efendimiz şöyle buyurur:
“Kim ki (canı malı namusu tehdit altında olmadan) güven icinde, bir günlük yiyeceği var ve bedeni sağlık ve afiyet icinde kendi evinde sabahlarsa,sanki bütün dünya herşeyi ile buna verilmiştir”
İbn-i Hibbân Hadis no:671

* Sonuç olarak bizim için garanti edilen rızkı değil, nasıl karşılanacağımız ve nelerle karşılaşacağımız ahiretimizi dert edinirsek isabet etmiş oluruz.

Allah’ım! Bizlerin ve bütün mümin kardeşlerimizin iki dünyasını,evlerimizi kalblerimizi zikrin ile,
kabirlerimizi de nur’un ile
ma’mur ve şâdân eyle.
Dünya’nın işe yaramaz,
sevap kazandırmaz dert ve kederinden hıfzınla hıfz eyle,hedefimiz ve
matlubumuz olan rızanı cümlemize nasîb eyle.
Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

28 Ağustos 2021 Cumartesi

DUÂ



اللهم ارحمنا بالقران وجعل القران لنا اماما ونورا وهدى ورحمة اللهم ذكرنا منه ما نسينا وعلمنا منه ما جهلنا وارزقنا تلاوته اناء الليل واجعله لنا حجة يارب العالمين.

*Allah’ım! kur’an ile bize rahmet eyle, kur’an-ı bize önder rehber nûr hidayet ve rahmet kıl.

*Allah’ım! kur’an’dan unutturulduğumuzu bizlere hatırlat, kur’an’dan bilmediğimizi bize öğret, sabah akşam kur’an-ı Kerim’in tilavetini bizlere nasip eyle.

*Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah! Kur’an’ı bizim lehimize şahitlik edecek bir delil ve hüccet eyle.
Zerkeşî,Burhan 1/475

Kitap yazan herkes,bir müddet sonra; Şunu şöyle değil de, şöyle yazsaydım,
şunu yazmasaydım, şurayı çıkarsaydım der ve ikinci üçüncü baskılarda ilaveler, çıkarmalar ve düzeltmeler yapar.

İmam-ı Şafii’nin öğrencisi İmam-ı Müzeni r.a şöyle der:Bir Eser(kitab) yetmiş defa mütâlaa edilse, içinde yine de hata çıkar, yüce Allah’ın kitabı hariç.
“Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’dan başka birinden gelmiş olsaydı onda bir çok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı!”
Nisâ suresi 82 ayet.
Ramazan Yusuf,Cevâhir ve Dürer şah:8

Kur’an mukaddes Kur’an
Yenilik onda her an
Onda ebedi nizam
Onda iç ve dış sırlar
Onu zaman silemez
Eskitemez asırlar.

En doğru yola ileten
İsrâ suresi 9 ayet.
nur,rahmet ve hidayet olan,bir harfi bile deyişmeyen sırları tükenmeyen her gün yeni iniyormuş gibi taptaze Kur’an’ı Kerim’e (müslümanlar nicin Kur’an’ı yaşamak ve söz sahibi kılmak hususunda) büsbütün ilgisiz kaldılar?
Furkân suresi 30 ayet.

Bu konuda etkisi,yetkisi olan ve sözü geçenler ne zaman konuşacaklar?Kendi şahsî nenfaatleri makam ve mevkileri için gösterdikleri çabayı Kur’an’ın söz sahibi olması için ne zaman gösterecekler,ne zaman bir dehâ çıkacak mağdur ve mazlûmlara umud olacak,bir kaç asırdır hazîn İslam âleminin hüznünü bertaraf edecek?

Beklenen bir dehâ için şair şöyle haykırıyor:
Çık,nerdesin, zuhur et!Biz seni bekliyoruz.
Yıllardır yollarında yorgun
emekliyoruz.

Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah! Kur’an’ı Kerim’e ilgimizi,ve Kur’an-ı Kerim hakkında bilgimizi ziyade eyle.
Bizlerin ve bütün mümin kardeşlerimizin ölmüşlerine Kur’an’ın hatırına ve hürmetine rahmet eyle.
Kur’an’ı Kerim’in söz sahibi olacağı ortamları ve bu uğurda fedâkâr dehâları bu Ümmet’e ve bu ümmetin en güçlü parçası olan bu millete nasib eyle.Âmîn

Ahmet ÖZKAN

27 Ağustos 2021 Cuma

YİRMİ DOKUZ (29) HARF



Elifbâ- Elifbe, Arap harflerinin ilk ikisi olan elif ve bâ ve be’den oldu Elif-bâ veya Elifbe.

Alfabe, Yunan alfabesinin ilk iki harfi olan alfa ve beta’nın birleştirilmesiyle meydana gelmiştir.

Alfabede yirmi dokuz (29), Elif-bâ’da ise yirmisekiz (28) harf vardır.

Bize göre devam edelim!Bu 29 harften bir harf bile eksik olursa konuşmada veya yazıda maksat tam hasıl olur mu? Elbette olmaz.
Mesela “z” harfini atsak, muz, buz, tuz veya zeytin diyebilir miyiz? Diyemeyiz.
“b” harfini atsak, birlik veya beraberlik diyebilir miyiz? Yine hayır, diyemeyiz.
“k” harfini atsak, kardeşlik diyebilir miyiz?
Diyemeyiz.
“ü” veya “m”yi atsak, ümmet veya millet diyebilir miyiz?
Diyemeyiz.
“v” harfini atsak, vatan
diyebilir miyiz? Aslâ.

İşte ümmet olarak, daha lokal anlamda millet olarak bir alfâbenin tüm harflerine benziyoruz. Bir harf bile olmazsa olmaz. Dolayısıyla ümmet olarak veya en azından millet ve bu cennet vatanda olan bizler 29 harf misali biribirimize muhtacız, bir ve beraber olmak zorundayız.

Vatan deyince gerisi
teferruât diyoruz değil mi,
birlik beraberlik deyince
gerisi teferruât diyoruz değil mi? Evet, hem de en güçlü bir şekilde EVET.

Zira bu cennet vatanda birlik, beraberlik, hele hele
kardeşlik yüce Allah’ın bize büyük nimetlerinden
sadece bir kaçıdır.

Kardeşlik, vatan sevgisi, birlik ve beraberlik hiç bir şeye feda edilmemeli, tam tersi, mümkünse bazı ayırıcı, ayrıştırıcı aynı zamanda ötekileleştirici olan şeyler gerekirse fedâ edilmelidir.

Bir çok eseri olan âlim bir zât olan Muhammed Gazali’ye soruyorlar:
Bir cami cemaati iki gruba bölündü, bir grup Teravih’i 20 rek’at, diğer grup ise 8 rekat kılalım diyor ne yapalım?
Diyor ki bu âlim:
Yatsı namazından sonra camiyi kapatalım, isteyen treavihi evinde istediği gibi kılsın. Zira Teravih’i câmide kılmak sünnettir, ama tefrika ve kavga caiz değildir, haramdır ve birliğe zarar verir.

Dahası; zamanla Hintlerle içiçe yaşayan Müslüman halk, ineğe tapan Hindular üzülmesin ve tepki çekmesin diye Kurban Bayramı’nda inek değil, koyun, keçi veya deve kesermiş. Taa ki İngiliz ajanları müslüman kılığına girerek ve Hinduları tahrik ederek yüksek sesle tekbir getirerek inek kestiler, o zaman ortalık kan gölüne döndü.

Bugün bir TV kanalında cennet vatan ülkemizin güzide bir şehrinde Corona virüs yüzünden yakınlarını kaybeden birilerinin doktora, hemşirelere ve sağlık ekibine hücum ettikleri haberi vardı. Yanlış olmasını temenni ettiğimiz bu habere göre arbede yaşandı.
Yine son olmasını temenni ettiğimiz, fakat ilk olmayan üzücü bir vak’a.

Maske takan takmayan, aşı olan olmayan insanımız arasında bu gibi sıkıntıların varlığını ve yol açtığı tefrikayı en iyi büyüklerimiz bilir.

Benim büyüklerimizden istirhamım ve önerim şudur: Corona virüs ve buna bağlı bütün kavramları bir müddet ağzımıza almayalım, mümkünse rafa kaldıralım. Hatta Corona’yı geldiği yere geri gönderelim.

Ağzını açan ve konuşan kim varsa Corona’ya haklı olarak belâ diyor. O zaman ayrılığa ve gayrılığa düşmeden, bu cennet vatanda yaşayan hiçbir kimseyi öteki yapmadan vefat edenlerimizin (yüce Allah cümlesine rahmet eylesin) sayısı ortadayken Corona’yı ya donduralım veya rafa kaldıralım ya da neresi ise geldiği yere postalayalım.

Unutmayalım ki kâinata ruh ve anlam veren, tefrikayı yasaklayan, dünya ve âhiret hayatının saadetine kefil olan, kaynağı Kur’an ve sünnet olan DİN’de bile ZORLAMA YOKTUR.
Bakara suresi, 256. âyet.

Yüce Allah bizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi, bu cennet vatanda yaşayan herkesi 29 harf misali biribirimize muhtaç olduğumuzun şuuru icinde Din, Vatan, Bayrak
Ezan, mukaddesât aşkı ve sevgisinden, beraberlik ve birlikten bir an bile ayırmasın. ÂMÎN.

Ahmet ÖZKAN

26 Ağustos 2021, Perşembe

ALLAH’A KUL OLMAK

أى دل تو دمى مطيع سبحان نشدى
واز كار بدت هيچ پشيمان نشدى
صوف. وفقيه وزاهد ودانشمند
اين جمله شدى ولى مسلمان نشدى

*Ey gönül! Bir an olsun Allah’a ( gerçek) kul olmadın, işlediğin günahlardan dolayı hiç te pişman olmadın.

*Sofî,fakih,zahit,âlim oldun ama, gerçek (bir) müslüman olmadın.

*Bütün insanlar yüce Allah’ın kullarıdır ama kimi bunun farkında kimi değil,kimi yüce Allah’ın kulu olduğuna İnanıyor kimisi de buna inanmıyor.

الناس أجناس والجنون فنون
*İnsanlar ayrı ayrıdır, delilik te bir değil,bir çok çeşittir.Allaha kul olduğuna inanmayan İslam nazarında gayri muslimdir ve yine İslam’a göre delidir,meâş(maâş aklı olsa da),meâd (ahirete hazırlık aklı olmadığından) delidir

*Allaha kul olduğuna inanan ve bunun farkında olanlarda da bazı farklar vardır,kimi kalbi ve kalıbı ile, zihni ve düşüncesi ile, niyeti ve davranışları ile kısaca her şeyi ile müslüman iken,”kimisi de Allah’a şartlı olarak ibadet eder”
Hac suresi: 11 ayet.

*Yüce Allah bir ayet-i kerimede bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler hepiniz birden silme girin”
Bakara suresi:208 ayet yani tam müslüman olun,İslam-ı Kamil olun, her şeyinizle müslüman olun, kayıtsız şartsız müslüman olun,İslam’ın bütün şer’î kurallarını yaşamaya çalışın heva,heves ve arzularınız,nefsiniz İslam’a ve Rasulullah efendimizin getirdiğine tabi olsun keyfinize göre değil, Kur’an ve sünnete göre yaşayın.

*Böyle yaşayan bir insan kendisinden bir kusur sâdır olduğu zaman, bir günah veya bir masiyete bulaştığı zaman, kalbiyle içtenlikle ve dili ile pişman olur ki,bu kaliteli bir pişmanlık ve nedamettir. Bu tövbe ve istiğfar yüce Allah’ın hoşuna gider ve inşallah bunu kabul buyurur.

*Bir insan sofî olabilir, fakih ve alim olabilir, hatta zahid olabilir sonuçta herkes gibi bütün bunlar islam dininin ölçülerine uymak zorundadırlar, bu hususta kimseye bir imtiyaz ve ayrıcalık tanınmamıştır.

*Herkes gerçek bir kul ve gerçek bir müslüman olmak zorundadır, hayatını buna göre yaşamalıdır, kaçamak ve yarım yamalak müslümanlık, kenarda müslümanlık gün gelir kâfî gelmeyebilir.

*Kafa bir yerde gövde bir yerde, beden bir yerde gönül başka bir yerde, aklı kiraya vermek, başkasının cebine koymak,o doğru diyorsa doğrudur, yanlış diyorsa yanlıştır demek, islam’ın şu’su güzel bu’su değil, ben şuna inanıyorum ama şu kafama yatmıyor,böyle bir şey olabilir mi, böyle bir müslüman olur mu, buna gerçek bir kul, gerçek bir müslüman denebilir mi, böyle kişi sofi de geçine, zahid de geçinse, âlim olduğunu da iddiâ etse, fakîhim de dese bir yanılgı ve bir yanlışın içindedir.

*Gerçek Bir müslümanın, gerçek bir müminin, gerçek bir kulun vasıfları kur’an-ı Kerim’de Rasulullah efendimizin sünnetinde mevcuttur, ölçüer verilmiştir.

*Ya ihlâs ve kurtuluş,ya iflâs ve yok oluş.

*Yüce Allah bizlere ve bütün mümin kardeşlerimize, her zaman ama hiç olmazsa ölmeden önce Kur’an ve sünnette var olan ölçülere uymayı ihlâslı,samimi bir müslüman, gerçek bir mümin ve gerçek bir kul olmayı, nasip eylesin. Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

25 Ağustos 2021 Çarşamba

MÜSEBBİB Ül-ESBÂB



شب گشت كه خلقان همه در خواب روند
مانندئه ماهى همه در اب روند
چون روز شد در جانب أسباب روند
وآنها ديگرند كه سوى وهاب روند

*Gece oldu ve insanların uyku zamanı geldi, bir balığın suya daldığı gibi hepsi uykuya dalıverdi.
Gündüz olunca da İnsanlar sebeplere sarılıp sebeplerin olduğu yöne giderler ve sebeplere Sarılırlar, fakat o sebepleri yaradan’a yani müsebbib ül – Esbâb olan yüce
Allah’a gitmek başka bir şeydir.

*Geceyi(uyku için) örtü yaptık.Gündüzü de çalışıp kazanmak için fırsat kıldık.
Nebe’ suresi:10,12 ayetler.
Bütün bunlar ve dahası güzel ve dev olan nimetlerdir.Bu nimetler içinde hayat sürerken, korku ve umîd içinde yüce Allah’a manen yaklaşmak başka bir şeydir.

*İnsanları hedefledikleri sonuçlara götürecek olan sebebleri ve sonuçları yaratan ve evirip çeviren yüce Allah’tır,onun için
müsebbibi ül- esbâb’tır.

هو الفعال لا تغتر باسباب والات
*Fa’alı hakiki olan yüce Allah’tır, sebeplere aletlere takılıp aldanma, mağrur olma,her şeyi organize eden her şeyi yapan,
yaratan ve kuşatan O’dur

*Kişi iyi niyet sahibi olursa ve yaptığını doğru yaparsa uykusu da çalışması da onu yüce Allah’a yaklaştırır.

*Bir mümin iyi niyetle ve ihlâslı kalp ile gece kalkıp namaz kılmak için, veya sabah namazına erken uyanıp eda etmek için o niyetle yatıp uyuduğunda, bu sıradan ve adet olan uyku onun için ibadet olur, aynı şekilde çoluk çocuğunun nafakasını ve maişetini temin etmek için sebeplere sarılıp çalıştığında, hem çalışıp kazandığı ve belki veren el olduğu için Allah’ın sevgili kulu olur, hem de ibadet içinde olmuş olur,çünkü niyet adet ile ibadetin arasını ayırıyor,
yok bu güzel niyetleri yapmazsa, sıradan bir iş yapmış olur.

*Muaz bin cebel r.a rşöyle buyuruyor : Ayakta ve uyanık olduğumda yaptığım ibadetlerden yüce Allah’tan ecir beklediğim gibi,uyurken de yüce Allah’tan sevap umuyorum, çünkü uykum da Allah rızası içindir,zira niyetim, gece teheccüde uyanmak, sabah namazını vaktinde erken ve mümkünse cemaatle kılmaktır.
Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor:
De ki : “Benim namazım (her türlü ibadetim), hayatım ve ölümüm, alemlerin rabbi olan Allah içindir”
En’âm suresi 161 ayet.

*Hayatı Allah merkezli olan bir mümin, dünyayı isterken niye istediğini, terkederken de niye terk ettiğini, yatarken niye yattığını, uyurken niye uyuduğunu hatta kızarken niye kızdığını ve birisini severken niye sevdiğini buğz ederken de niye buğz ettiğini bilir ve bütün bu niyetleri den dolayı sevap alır.

*Hz. Ömer efendimiz’in oğlu Abdullah’ın oğlu salim’in, Hişam b. Abdülmelik ile olan bir konuşması ile bu kısa yazımızı bitirelim :
Bir gün ikisi mescitte
buluşuyorlar Hişam diyor ki : Ey Salim iste benden ne istersen, Salim buyuruyor ki : Ben Allah’ın evindeyken ondan başka birisinden bir şey istemekten yine Allahtan utanıyorum.
Caminin dışına çıkıyorlar, Hişam salimi takip ediyor ve diyor ki : Camide benden bir şey istemedin şimdi iste ne istiyorsan vereyim,Hz Ömer efendimizin torunu Salim diyor ki Hişam’a: Dünyalık mı isteyeyim ahiretlik mi ? Hişam diyor ki : Benden dünyalık iste, Salim r.a şöyle buyuruyor : Ben, dünyayı yaratan ve onun sahibi olan Allah’tan dünyayı istememişim, nasıl dünyaya sahip olmayan ve ölünce dünyayı bırakıp gidecek, mülkü zâil olacak olan senden istiyeyim?.

*Bu cevap, Yüce Allah ile mustağnî olan, yaradana doğru giden yolda yürüyen( Es seyr ilellâh’ı
yaşayan büyüklerin cevabıdır.)

ما فقد من وجدك و ما وجد من فقدك
*Allah’ım seni bulan neyi kaybetmiş ki,fakat sana ulaşamayan ve yolda kalan neyi buldu ki?

*Ey müsebbib ül -esbâb olan Yüce Allah! bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi yaptığı her şeyi rızanı tahsil etmek için yapan, sebeplere sarılan sonra sana tevekkül eden kullarından eyle. Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

24 Ağustos 2021 Salı

HÂL VE GİDİŞ



ومن المحال المشي في طرق الصفا
يا سعد من غير اتباع المصطفى

İlkokulda okuduğumuz yıllarda (1963-1967),
Karnelerde “Hâl ve gidiş” diye bir bölüm vardı,ve buna da not verilirdi, biz çocuk halimizle buna “Helva gidiş” derdik.

Arif insanlar şöyle derler:

دوام الحال من المحال
Bir halin(durum’un) deyişmeden devamı muhal’dir,mümkün değildir,o halde daha iyiye,daha güzele,daha verimli ve yüce Allah’ın rızasına daha uygun haller aramalı, yolu ve yordamı gidişi ve gidişatı ona göre tesbit ve tercih etmeliyiz.

Fert,aile,toplum,millet ve Ümmet olarak acaba hâl ve gidiş notumuz nasıl,
bunu kim tesbit edecek, bize not verilirse bu not ile sınıfı geçer miyiz?

Rotamız doğru mu, şu an üzerinde bulunduğumuz hâl dünden iyi mi, yarın için planımız var mı, kaç hızla gidiyoruz,yerimizde mi sayıyoruz,geri mi gidiyoruz,gidiyorsak nereye gidiyoruz,gidiyor muyuz, götürülüyor muyuz,kimin için koşuyor, kimin için gidiyoruz,
hedefimiz nedir,hedefe ne kadar var?

Bütün bu soruların bize doğru cevabını verecek en sağlam ve en güvenilir kaynak nedir,bize iyisiniz, paşasınız,şöylesiniz boylesiniz diyenlere kanalım mı,nedir şaşmaz ölçü bizim için?
Biz inananlar için kaynak ve ölçü, Allahın kitabı ve Rasulullah efendimiz’in sünneti deyilse,aklı selim ve selefin olduğunca zengin birikimi değilse nedir?

Veli’miz,sahibimiz, yaratıcımız olan, rızkımız nefesimiz, dünyamız ve âhiretimiz elinde olan yüce Allah’ın gösterdiği yol ve yordam,gidisât ve hal, ölçü en doğru değilse,
bize düşkün, bizi bizden çok seven, âlemlere rahmet olan Rasulullah efendimizin yolu ve sîreti,
hadisleri ve sünneti en doğru yol, en isabetli hal ve gidişat deyilse, ölçü deyilse o zaman kimin yolu ve hal’i doğrudur, Kimin ölçüsü geçerlidir?

“Şubhesiz bu benim dosdoğru yolumdur.Buna uyun;(başka) yollara sapmayın; sonra onlar sizi Allah’ın yolundan ayırır.İşte korunmanız için Allah bunları size emretti”
En’âm suresi: 153 ayet.

“Benim sünnetime ve benden sonra (gelecek) râşid halifelerin sünnetine sımsıkı sarılın,bu sünneti (yol ve yordamı, hâl ve gidiş’i) kaçırmamak için onun üzerini azı dişler(iniz) ile sağlamca ısırın”
Ebu Davud Hâds no: 4607

Yazımızın başındaki şiir,bu hakikatı dile getiriyor ve şöyle diyor:
Ey (muhatabım ve arkadaşım olan) Sa’d! Safâ yollarında ve huzur ikliminde yürümek(hâl ve gidiş’in iyi olması) için,Hz. Muhammed Mustafâ’ya uymaktan başka çare yoktur.

Kısa yazımızı şu muhalled
söz,ibretli hakikat ve kulaklarda küpe olmaya seza söz ile bitirelim;

من تردى برداء غير ملبوس أبيه
سوف يأتيه زمان يتمنى الموت فيه
(Biz müslümanlar’a göre, Kur’an sünnet ve) Tarihte şeref levhaları yazan
Fedakâr babalarının (ecdadı’nın) giydiği elbise dışında elbise giyen (şerefli atalarının yolundan başka yollara sapan)kim varsa,(öğle pişman olacak ki) ölümü bile temenni edeceği (ve belki ölmek istese bile ölemeyeceği) zamanları görecektir.

Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah! Bizlerin ve bütün mümin kardeşlerimizin hâlimizi mazimizden,istikbalimizi de halimizden daha düzgün eyle,hâl ve gidiş’imizi yüce kitabına ve Rasulullah efendimizin sünnetine muvafık eyle,ahiret azığımızı takva azığı,elbisemizi de takvâ elbisesi eyle.
ÂMÎN.

Ahmet ÖZKAN

23 Ağustos 2021 Pazartesi

YETMİYOR MU?



جاء النذير وانت عنه معرض
وارى كانك للحمام معرض
قد كنت تلعب دائما زمن الصبا
افلا تتوب وشعر راسك ابيض

Uyarıcı geldi,ikâz ediyor, olacakları haber veriyor, fakat bakıyorum ki sen ey insanoğlu ona sırtını dönmüşsün,ikâzına âdetâ kulak tıkamışsın, halbuki
görüyorum ki (istesen de, istemesen de) sen ölümün hedefindesin ve ölümden kurtuluşun yoktur.

Ey insanoğlu,sen küçük yaşlarda iken (akran’ın olan çocuklarla,veya tek başına başka şeylerle) oynayıp duruyordun, şimdi ise başındaki saçların ağardı (yetmiyor mu), tövbe etmeyecek misin?

“Size düşünecek kimsenin düsünebileceği kadar ömür vermedik mi, üstelik size uyarıcı gelmişti”
Fâtır süresi; 37 ayet.
Bu ayetteki “uyarıcı” kelimesinin manalarından biri, saçların ağarmasıdır.

Va’z ü nasihat kitaplarında şöyle bir haber vardır: Ey kulum, saçların ağardı, gözlerin fazla görmez oldu, belin büküldü,iki büklüm oldu benden utan(bana isyan etme),ben de senden (sana azab vermekten) utanıyorum.

شيب وعيب
Hem saçlar ağardı,hem günahlar devam ediyor, işte ayıp olan bu.

Ebu Yezid-Bistâmî r.a bir gün aynaya bakıp saçların ağardığını görünce şöyle der: ذهب الشيب ولم يذهب العيب ولا أدرى ما فى الغيب
Saçlar bayağı ağardı da, işlememiz ayıp olan günahlar gitmedi, gayb’ı(önümüzü) de göremiyorum.

Büyük mütefekkir ve şair, aynı zamanda edib biri olan Sa’dî Şirâzî de bir beytinde şöyle der;
كرم بين ولطف خداوندگار
گنه بنده كردد واو شرمسار
Yüce Allah’ın keremine ve lütfuna bak, günahı kul yapar, âdetâ mahcup olup hayâ eden ise yüce Allah,yani kul günah işliyor da, yüce Allah “ona azab vermekten utanıyorum” buyuruyor.

Ciok zayıf bir rivayette “Saçları İslamda ağaran erkek ve bayan kuluma azab vermekten hayâ ediyorum”Beyhakî, Zühd 639.

Bu kısa yazımızı bir sâir’in şiiri ile bitirelim;
ألم يان لى يا قلب أن أترك الجهلا
وان يحدث الشيب المبين لنا عقلا
Ey kalbim, cahilliği terketmemin zamanı gelmedi mi,bu görünen, apaçık ortaya çıkan ve ağaran saçlar aklımızı başımıza almamız için, ibret olarak yetmez mi?

Kim ne derse desin,kim neyle uğraşırsa uğraşsın,kim hangi yaşta olursa olsun biz kendimizi biliyoruz, dolayısıyla yolcu olduğumuzu bir an bile unutmayalım.

Ey yüce Allahım! Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi âhiretimiz ve dünyamız için, kendimiz, âilemiz ve çevremiz için hatta bütün İnsanlar için faydalı olan şeyleri yapmaya bizleri muvaffak eyle, Ağaran saçlara, bükülen bellere, zaafa uğrayan gözlere bakarak SENDEN utanan ve günahlara son veren kullarından eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

22 Ağustos 2021 Pazar

BAZI UYARMA USULLERİ



ان الدين النصيحة ان الدين النصيحة ان الدين النصيحة قالوا لمن يا رسول الله قال لله ولكتابه ولرسوله ولأئمة المسلمين وعامتهم
Rasulullah efendimiz bir hadiste şöyle buyurdu:
“Din nasihattır,Din nasihattır,Din nasihattır, kimin için nasihattır ey Allah’ın Rasulü diye soruldu buyurdu ki: Allah, Allah’ın kitabı, Allah’ın Rasulü, müslümanların imamları(idarecileri)
ve tüm müslümanlar için nasihattır”.
Müslim Hadis no: 55

Alimler derler ki:
النصح ثقيل فلا تجعله جبلا ولا ترسله جدلا.
Nasihat ağırdır,sen de ey nasihat eden kişi bunu daha da ağırlaştırıp dağ gibi yapma,nasihat ederken de mücadele ve münakaşaya kapı aralama.

Zira:
الحقاءق مرة فاستعيروا لها خفة البيان
Hakikatler acıdır, hakikatı aktarırken biraz hafif ve latif (incitmeyen) üslubla sunun.

Yüce Allah’a, kitabına, Rasulune,insanları davet ederken,idarecilere ve tüm müslümanlara nasihat ederken elbette güzel mev’iza ve hikmeti kullanmak emredilmiştir.

İdarecilere nasihat ederken daha dikkatli olunmalı genelde latif, zarif hafif,nahif bir üslubla olursa munasib olur, elbette bazen faydası varsa yüce Allah’a sığınarak tatlı sert bir üslub ta kullanılabilir.

Birkaç örnek:

1-) Halife olan Harun Reşit Fudayl b İyaz’a dediki: Senin için zahid diyorlar,Fudayl : zahid’ten kasdın nedir? Harun Reşit: yani dünyayı terkettin,Fudayl b.İyaz dedi ki: Ey Mü’minlerin emir’i! Öğleyse sen benden de zahidsin,zira ben Allah’ın katında değersiz olan dünyayı terkettiysem, sen ebedi ve dünya ile mukayese edilmeyecek kadar kıymetli olan âhireti terkettin (yani ahirete lazım olan hazırlığı yapmıyorsun)

2-) Medine-i Münevvere’de Medine Emir’i cuma hutbesi okuyor ve hutbeyi biraz uzatıyor,alimin birisi cemaatin içinde emir’e itiraz ediyor ve: Hütbeyi kısa tutmak,,namazı da (biraz) uzatmak imamın anlayışına delalet eder diyor, cuma sonrası Emir onu nezarete atıyor.
İkinci bir alim, Emir’i ziyaret ediyor,Emir : Kimsin ne istiyorsun diyor,alim: Ben nezarete attığın ahmak hoca’nın arkadaşıyım diyor,Emir: Niçin ahmakmış diye soruyor,alim: Efendim sizin haram yediğinizi,
halka zulmettiyinizi biliyor itiraz etmiyor da, hutbeyi biraz uzattınız diye hem de cemaatin içinde itiraz ediyor.
Emir: Senin yaklaşımın ve üslubun hoşuma gitti,zira burada benden ve senden başka kimse yok, sana da bir ceza vermiyorum,o ahmak dediğin hoca arkadaşını da salıveriyorum.

3-) Bir padişah bir âlime: Benim için en hayırlı amel nedir diye sormuş,âlim demiş ki: Sizin için en hayırlı amel öğlene kadar uyumaktır.
Padişah meseleyi anladı mı,anlamadı mı,sonra mı anladı bilmiyoruz ama,
anlaşılan padişah bazı haksızlıklar yaptığı için uzun yatıp uyuması raiyye için daha uygun diye düşünülmüştür.

Görüldüğü gibi bu üç örnekte hem din’in emri nasihat var, hem de incitmeden, usul ve uslub ile nasihat vardır.

Her zamandan daha fazla nasihat’a muhtaç olduğumuz zamanları ve ortamları yaşıyoruz.

Allahım! Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi bildiği, öğrendiği doğruları yaşayan, sırf yüce Allah’ın rızası için kırmadan, dökmeden başkalarına güzelce aktaran,kendisine aktarılan doğru ve faydalı mâlumat’a da kulak ve kucak açan, tırmandırmadan, yokuşa sürmeden, insanlara özellikle mü’minlere şefkat ve merhamet eden kullarından eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

21 Ağustos 2021 C.tesi