İSTEMEYİ VERİYORSA,VERMEYİ İSTİYOR

ولو لم ترد نيل ما ارجو واطلبه
من جود كفيك ما علمتنى الطلبا
Velev lem turid neyle mê ercû ve etlubuhu,
min cûvdi keffeyke mê allemtenittalebe.

(Allah’ım)! Umduğumu ve istediyimi(ardına kadar açık olan )iki mübarek elinin(fazl ü kereminin) cömertliğinden vermek istemeseydin, bana umudu, istemeyi (ve duayı) nasib etmezdin.
Dua bir muvaffakiyettir, herkes duaya,özellikle doya doya duaya muvaffak olamaz, Yüce Allah’ın rahmetine paratoner olacak onu çekecek duaya belki herkes muvaffak olamaz, ısrarla duaya herkes muvaffak olamaz, devamlı duaya herkes muvaffak olamaz.

Eğer bir mümin bütün bunlara muvaffak olmuşsa, bu tevfik’i yüce Allah’tan bilmesi lazımdır zirâ Yüce Allah o kuluna vermeyi dilemeseydi istemeyi vermezdi madem kul istiyor, isteyebiliyor hem de ısrarla bunu istiyor,demek ki er veya geç Yüce Allah o kulun arzusunu yerine getirecek demektir.

Mümin uyanık ve akıllı olmalıdır, içinden dua etmek geldiğinde ve gelmediğinde ihmalkâr olmamalı ,nerede olursa olsun yüce Allah’a yönelmeli ve ona halini arz etmelidir, içinden dua etmek gelmediği zaman bile kendini zorlamalı edeple boyun bükerek el açarak gönlünü açmayı zorlayarak dua ederse Yüce Allah o kalbi ve elleri boş çevirmez.

Ey Kerim olan Yüce Allah! Bizler için dünyamızı ve ahiretimizi ıslah edecek nimetleri atiyyeleri ikram eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

30/04/2025 Çarşamba

İZZET, ŞEREF, TEVHÎD

يا من ألوذ به فيما اؤمله
ومن اعوذ به مما احاذره
لا يجبر الناس عظما انت كاسره
ولا يهيضون عظما انت جابره
Yê men elûzu bihî fiyme üemmiluhu ve men e’uzu bihî mimmê uhêziruhu,le yucbir un nêsu azman ente kêsiruhu,ve lê yehîydune azman ente cêbiruhu.

Ey bütün umutlarımda kendisine ilticâ ettiğim, sakındığım, bütün şeylerden de kendisine sığındığım yüce Allahım!
Bütün insanlar bir araya gelseler bile senin kırdığın kemiği kaynaştıramaz,
Senin sağlam kalmasını istediğin,onardığın, sardığın ve İslâh ettiğin kemiği de hiç kimse kıramaz.

Hz.Dâvûd’un da şöyle bir duası vardır:
يا رازق النعاب في عشه
وجابر العظم الكسير المهيض
Ey yuvasında olan karga yavrusunun rızkını veren, kırılıp ufalanan, dağılan kemiği kaynaştıran, onarıp saran yüce Allah!
Niye Karga yavrusu?Karga yumurtayı kırıp içinden yavru çıkıyor,bu yavru bir yağ parçası gibi ne ağzı,ne gagası hiç bir şey belli değil, görünmüyor,anne karga bu yavrusundan tiksinir onu terk eder gider, yüce Allah bunun da rızkını verir ve aksatmaz,nasıl ama? Şöyle; Sivrisinekler yağ parçası zannederek üzerine konarlar bu yavru üzerine konan sivrisinekleri yüce Allah’ın verdiği hidayet ve imkan ile kapar ve yer,biraz güç kazanır,palazlanır ve kısa zaman sonra rengi siyah olur güzelleşir, güzelleşince annesi ona sahip çıkar terk edildiği bu zaman zarfında rızkını Yüce Allah verir,işte bunun manası budur.

Burada hem yüce Allah’ın,mahlukatın rızkına kefil olduğunu,dolayısıyla hiç bir canlı rızkını yemeden ölmeyeceğini, başkasının rızkını
yemesinin mümkün olmadığını, hiç kimse rızkından fazla bir lokma dahi olsa alamayacağını bilmek ve buna inanmak gerekiyor, böyle inanan rahat eder, sebeblere sarılır,sonra tevekkül eder,gayri meşru
yollardan kazanmaya son verir,harama tenezzül etmez, tevessül etmez.
Yüce Allah’ın mutlak kudretine inanır,Allah’a râm olur, teslim olur,O’na her konuda iltica eder,dâima O’na döner,O’na sığınır.

Kâmil tevhid budur.
İhlas budur, ihlas sadece ihlas süresini okumaktan ibaret değildir tâbi, ihlâs Allah merkezli hayat sürmektir, rızasına kilitlenmektir, zararı ve faydayı ondan görmektir,”O görüyor ya,biliyor ya yeter diyebilmektir”

Yüce Allah bizlere amellerde ihlası, sözlerde sıdk’ı ve yaşantımızda safâ’yı ve net olmayı nasip etsin Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

29/ 04/2025 Salı

VAKİT(ZAMAN)


والوقت أنفس ما عنيت بحفظه
وأراه اسهل ما عليك يضيع

Velvektu enfesu mê ‘aniyte bihıfzihi ve erâhu eshele mê aleyke yadî’u

(Ey insan oğlu,özellikle ey ahiret yolcusu olan mü’min kul!)
En ço koruman gereken en nefis ve en kiymetli şey (sermayen olan) ömründür, fakat görüyorum ki en ucuz harcadığın(kaybettiğin ve hebâ ettiğin şey yine) ömründür.

İnsanoğlu eşittir nefesler, insanın ömrü nefeslerden ibarettir, eğer bu nefesler boşuna tüketilirse ömür de boşuna tüketilmiş olur, halbuki insanın sermayesi ömrü’dür en çok koruması gereken şey ömür sermayesidir, sermaye yoksa kâr da yok, dolayısıyle ömrü beyhude geçen bir insan ömre terettüp eden her faydalı şeyi yitirmiş ve kaybetmiş demektir.

Kul kıyamet günü yüce Allah’ın huzurundan birkaç şeyden sorulmadıkça ayrılamaz, bunlardan biri de ömrünü nerede tükettiğidir, eğer ömrünü din ve dünya menfaati için rızkını ve çocuklarının nafakasını temin etmek için farzlarda vaciplerde sünnetlerde cemaat
namazlarında sohbetlerde vaaz ve nasihatlarda, ilim meclislerinde zikir meclislerinde, insanların hidâyeti ve yüce Allah’a dönmeleri için harcadıysa sevabını ve karşılığını alacaktır,yok ömrünü haramlarda
ma’siyetlerde, olmaması gereken yerlerde, gıybette mâ lâ ya’nî şeylerde
harcadıysa onun da hesabını verecektir.

Bazıları,israftan konu açılınca sadece para israfı anlıyor olabilirler halbuki birçok israf gibi vaktin ömrün zamanın israfı da en büyük kayıptır onun için demişler ki :
اضاعة الوقت من المقت
İdâ’at ül vakti minel mekti
Yüce Allah’ın bir kul’a değer vermediğinin delili,o kulun vaktini heba edip boşa geçirmesidir.

Dikkat!
اذا هبت رياحك فاغتنمها
فعقبى كل صاعقة سكون
İzê hebbet riyâhuke feğtenimhê,feukbâ külli sâikatin sükûnün.
(Fırsat olan ) Rüzgarların esince, bunu ganimet bil( ve harmanını savur)
zira her gürültü’nün (hareketin) sonu sükun ve duraklamadır.

Allah’ım! Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi ömrünü zamanını vaktini ve nefeslerini boşa tüketmeyen, ahiret azığı elde etmek için vesile kılan akıllı temkinli ve kazançlı kullarından eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

28/04/ 2025 P.tesi

ÖMRÜN FIRSATLARI

سالك گو ديتا فرصت
مهلت لنك حراما
من عمر نوح نينم
ساقى وره بلز خوش
Sâlik go dîyte fırsat mühlet linik harâma,
men umrı Nûhi niynem
sâkî vere bilez hveş.

Ahiret yolunun yolcusu olan salik kişi, fırsat bulduğu zaman bu fırsatı kaçırması haramdır.

Benim Hz.Nuh gibi bir ömrüm yok ki telafi imkanım olsun,ey aşk şarabını dağıtan sâki o zaman aşk şarabını çabuk getir de ölmeden, iş işten geçmeden o şaraptan içelim.

Bu kısa ömrü kisi İyi değerlendirilmeli,bu ümmetin fertlerinin ömrü geçmiş ümmetlerin fetlerinin ömürlerine göre daha az ama yüce Allah’ın bu ümmete lütfettiği fırsatlar da önceki ümmetlere verdiği fırsatlardan daha fazladır.

Bu fırsatları her alanda müşahede etmek mümkündür ve herhangi bir fırsatı yakalayan mü’min bu fırsatı ganimet bilmelidir zira fırsatlar çok da olsa,evimize gelen ve ikram bekleyen bir misafire veya yaz mevsiminin bulutuna benzer.
İkram etsek de etmesek de misafir kısa zaman sonra gidecektir.Misafirlğin hakkını verdiysek ne mutlu,yoksa pişman olur üzülürüz ve telafisi mümkün olmaz.Yazın bulutu da genelde yağmur taşımadığı için hemen gelip geçer.

Kıymetli kardeşlerim! Malumunuz hayat inişli ve yokuşludur,her inişin bir yokuşu ve her yokuşun bir inişi vardır.
İçinde bulunduğumuz şartları ve zarfları fırsata çevirmek Allah’ın lütfu sonra da bizim gayretmizle mümkündür.Yüce Allah’ın rahmetinin ve lütfunun tecelli ettiği geceleri ve benzeri zaman dilimlerini de bu ümmete bahşedilen altın fırsatlardır.

Ömrümüzü ve içindeki fırsatları iyi değerlendiren, sağlık ve afiyet içinde bereketli bir ömür süren, yaşadığımız imtihandan akyüzle ve kazançlı çıkan, duaları ve amelleri makbul, bu günü dünden,yarını bu günden hayırlı ve verimli olan Yüce Allah’ın rızasını,kerim kitabına ve Şerefli Peygamberin parlak sünnetine ittibâa muvaffak olan mes’ud ve bahtiyar bir kul olmak dileyi ve duasıyla Yüce Allah dualarımızı kabul eylesin.Amin

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

27/04 /2025 Pazar

İŞLER GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMAYABİLİR

ايا دهر ويحك ما ذا الغلط
لئيم على وكريم هبط
حمار يسيب فى روضة
وطرف بلا علف يرتبط

Eyê dehru veyheke mê zelğalat,leîmün alâ
ve Kerim’in habat(e) Himârün yesîybu fî ravdatin,ve tarfün bilê ‘elefin yurtabat(u).

(İslam’da zamana dil uzatılmaz ve zamana kahredilmez,zira zaman Yüce Allah’ın tasarrufundadır ama) Ey zaman! (çözemediğim bir düğüm var bana bunu nasıl izah edersin, zira sen vukû bulan, olup biten bütün olaylara şahitsin her şey sende cereyan ediyor) bir yanlışlık var ve bu yanlışlık nereden kaynaklanıyor?
Değersiz ve aşağılık bir insan nasıl oluyor el üstünde tutuluyor da,buna karşılık kerim âlicenap insan değersizleştiriliyor ve toplumda hakkettiği değeri bulamuyor,
toplumda layık olduğu yerde olamıyor.
(Bitmedi şunu da anlayamıyorum)! Bir eşek en güzel çayırlarda,
bahçelerde serbestçe otluyor,keyfine göre dönüp dolaşıyor da, iyi ve asîl bir at (yularından) bağlanmış, üstelik önünde yem adına hiçbir şey bulunmuyor.

İşte bütün bunlar benim dikkatimi çekiyor beni hayrete düşürüyor ve bir türlü bunların cevabını bulamıyorum.

Şu gerçeği kabul etmek lazım ki, kâinatta hiçbir şey göründüğü gibi olmayabiliyor,bizim değer yargılarımız, beklentilerimiz ile yüce Allah’ın takdiri, kaza ve kaderi ayrı düşebiliyor.
Bir Bedeviye sormuşlar:
Allah’ı neyle ve nasıl tanıdın ?
Şöyle cevap vermiş:
بنقض العزاءم وصرف الهمم
Bi nakd il azâimi ve sarf il himemi.
Kararların bozulması ve himmetlerin başa ulaşmaması ile tanıdım.
Yani kul kesin karar verip filan işi kesin yapacağım diyor ve bir şeyi arzuluyor ama,hiç bir engel olmadığı halde yapamıyor.
Demek ki Yüce Allah bu işin yapılmasını ve bu arzu edilenin tahakkukunu istemiyor ve bu iş olmuyor.

Her İzzet ve ikram gören değerli demek
feğildir, ve her itilip kakılan hor görülen de değersiz demek değildir.
Bu hususta Rasulullah efendimizin bir hadis-i Şerifi şöyledir :
“Nice üstü başı yırtık pırtık ve dağınık insan vardır ki kapılardan da kovuluyor, ama yemin etse Yüce Allah onun yeminini doğru çıkarır”
Müslim Hadis no: 2854
Böyle bir kişiyi düşünün, elbisesi yırtık pırtık üstü başı dağınık,insanlar ona pek değer vermiyor, birisinin kapısına gitse ya söz ile, ya el ile itilip kakılıyor, kapılar ona açılmaz, ama bu kişi vallahi Allah böyle yapar veya böyle yapmaz diye yemin etse yüce Allah onu mahcup etmez onun yemininin altını doldurur.

Dünyada her arzu edilen olmuyor ve kişi hakkettiği yerde olamayabiliyor.
Dünya, süzülerek hakkettiği yerlere gelenlerle,
sürtünerek hakketmediği yerlere getirilen insanlar ile dopdoludur.
Ahirette ise herkes hakkettiği yerde olacaktır.

Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah’ım! Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi herkese ve her şeye hak ettiği değeri veren hiç kimseye küçümseyici gözle bakmayan, herkesi kendinden iyi bilen ve senin yanında değeri olan kullarından eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN. Emekli Müftü

26 /04/2025 C.tesi

MARİFET SADECE KONUŞMAK DEĞİLDİR

لسان فصيح معرب في كلامه
فيا ليته من وقفة العرض يسلم
ولا خير في عبد اذا لم يكن تقى
وما ضىر ذا التقوى لسان
معجم
Lisênün fasîhün mu’ribun fî kelêmihi,
feyê leytehû min vakfet il ‘ardi yeslemü,ve lê heyre fî abdin izê lem yekün tükan,ve mê darra zettukâ lisenün muaccemün.

Adamın dili fasih, konuşurken düzgün konuşuyor (edebiyat parçalıyor) ama, Keşke bu fasîh dil kıyamet günü,Yüce Allah’a arz günü mahkeme-i kübrâ’da azab’tan kurtulsa da, bir de sahibini savunup onu da azab’tan kurtarabilse o zaman ne iyi olurdu.
Eğer bu dil ve sahibi dünyada (gıybet,mâ lâ ya’ni ve bu gibi şeylerden uzak kalmamış da) takva’yı azık ve sermaye olarak biriktirmemiş ise, böyle bir kul’un hayrı yoktur.
Buna mukabil dilini ve sâir organlarını haramdan koruyan bir kişi,varsın dili fasih olmasın, varsın çok fasih konuşmasın varsın acem ve acemî olsun bu,ona hiç zarar vermez.

Sadi Şirazi şöyle der:
الهى اگر كار بگفتار است
من بر سر همه تهاجم
واگر بگردار بمورى محتاجم
İlahî eger kâr bigoftarest men ber ser hemeh tâcem,ve eğer bigerdar be mûrî muhtacem.
Allah’ım eğer iş konuşmaktan ibaret olsaydı ben herkesin başında bir tac olurdum (çünkü çok konuşuyorum),ama iş icraattan ibaretse ben bir karıncayı bile muhtacım.

Şöyle bir kaide vardır :
İtibar gören ve aslolan, manalardır, kalıplar ve kaplar değildir.
O’na salat ve selam olsun Rasulullah efendimizden bu hususta nakledilen bir Hadis-i Şerif şöyledir:
شرار امتي الثرثارون المتشدقون المتفيهقون.
Ümmetim’in en şerli olanları, başka bir rivayette en buğz ettiğim ve kıyamet günü benden en uzak olacak olanlar, çok konuşanlar, haksız yere kendini zorlayarak lafı eyip bükerek ve tekrar tekrar ağızlarında dolaştırarak çok konuşanlar, konuşmalarıyla iftihar edip insanları küçük görerek, dillerini ve çenelerini sağa sola kaydıranlar,kibirlenip ağzını doldurarak kibirli kibirli yaptıklarıyla üstünlük taslayarak kendilerini ileride ve önde görenlerdir.
Tirmizi Hadis no : 2018

Bir insan tabii ve fıtrî olarak içinden geldiği gibi riyasız ve gösterişsiz hiç kimse ile alay etmeden, kimseyi küçük görmeden kendini zorlamadan ve hadis-i şerifte geçen afetlerden uzak olarak bir şeyler konuşuyorsa, ve onun konuşmaları düzgün ve fasih olarak yansıyorsa bu da Allah’ın bir lütfudur.

Ey insanoğlu! Sen konuştuğun zaman sana mevcud imkanları lütfeden yüce Allah’tır, dişler,dil,ağız boğaz nefes, ses,sedâ,senin etrafında seni dinlemeye gelen insanlar seni dinleyenler,tüm bunlar Allah’ın lütfu ve nimeti değili midir? O zaman fa’âl-ı hakikî yüce Allah’tır, sakın sebeblere ve aletlere takılma, nimete dalıp nimet vereni unutma.

Allah’ım sayılmayan nimetlerine gücümüzün yettiği kadar şükretmeyi bizlere nasip eyle. Haddini bilen, yanında duran, nimetten nimet vericiye yol bulan vefakâr ve akıllı kullarından eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

25/04/2025 Cuma

AHİRET DERDİ

رايت الدهر مختلفا يدور
فلا حزن يدوم ولا سرور
وقد بنت الملوك به قصورا
فلم تبق الملوك ولا القصور
Raeytuddehre muhtelifen yedûvru,fe lê huznün yedûvmu ve lê surûrun ve ked benet il mulûkü bihî kusûran, felem tebkalmulûku ve lelkusûru.

Devri daim olan zamana baktım da, çok değişik şekillerde su misali akıp gidiyor, bir gün gelecektir ki, bir kısım insanların çektikleri dertler ve kendileri,yine bir kısım insanların yaşadıkları sevinçler ve kendileri yok olacaktır.
Bu dünyada zaman içinde nice padişahlar nice köşkler ve saraylar yaptırmışlar, ne köşkler ve saraylar kaldı ne de padişahlar.

Madem durum bu, yani ne dert çekenler kalacak ne de neşe ve sevinç yaşayan kalacak. dertler de bitecek sevinçler de, o halde sonu baştan gören bir mümin eğer dert edinecekse derdi ahiret derdi olsun.
O’na salat ve selam olsun Rasulullah efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor :
“Kimin derdi dünya ise Yüce Allah onun işlerini dağıtır fakirliği gözünün önünden gitmez ve dünyadan ona taksim edilenden başkası da eline geçmez, kimin de derdi ahiret ise,yüce Allah onun işlerini derli toplu eder, zenginliği kalbinde olur ve dünya el etek öperek onun peşine takılır”
Tirmizî Hadis no :2465

Asr-ı saadet’te ahireti dert edinenlerle ilgili çarpıcı bir örnek :
Rasulullah efendimizin devrinde bayanlar şöyleydi birisi kocası dışarıdan geldiği zaman, evimin reisi hoş geldin diyordu,onun cübbesini alır katlar ve boynuna sarılırdı hatta terliğini çıkarırdı onu üzgün görürse der ki : Hayırdır bu derdin ne,eğer bu derdin ahiret derdi ise Allah arttırsın, yok dünya derdi ise Allah sana yardımcı olur birkaç günlük dünya gelip geçer.
Ev sahibi sahabi bunu Rasullaha naklettiği zaman Rasulullah Efendimiz şöyle buyuruyordu : Benden ona selam söyle ona bir şehidin ecrin’in yarısı kadar sevap yazılmıştır. Semerkandî.Şir’atül İslam sah: 229.
Mü’min daha dünyada iken dini ve ahireti dert edinen gönül erlerinin sohbetinden istifade edebilir o zaman insan hak dostu olur, ahiret derdi çeker ve ahirete hazırlanır ömrünü değerlendirir bu derdi çekmeden geçen ömrünü de telafi eder ve turnayı gözünden vurur.

Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah! Eğer derdimiz olacaksa, bu dert ahiret derdi olsun, dünya ve ahiretimizi mamur eyle, bizleri sağlam adım atan kullarından eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

24/04/ 2025 Perşembe

İTTİFAK VE İFTİRAK

تابى الرماح اذا اجتمعن تكسرا
واذا افترقن تكسرت احادا
Te’berriyêhu izecteme’ne tekessuran,ve izefterakne tekesseret âhâden.

Oklar(bir kaç ok) birlikte olunca onları kırmak imkansız gibi bir şeydir,fakat bu oklar birbirinden ayrılıp her biri tek başına kalınca kırılırlar.
“Hep birlikte Allah’ın ipine(dinine) sımsıkı sarılın”
Âl-i imrân: 103
Bu ilahî emir, ve fermân mü’minleredir.
Mü’minlerin bugünkü durumlarına bakıldığında bu ilahî emri ve fermanı yerine getirmedikleri hemen anlaşılır.

Yüce Allah müminlere ittifakı emrederken, aldatan şeytan ve din düşmanları ile bunlara aldanan iç ve dış mihraklar tefrikayı istiyorlar.
Bu konuda üç öküz hikayesini hatırlamakta fayda vardır : Biri beyaz biri siyah, biri de siyah beyaz karışımı üç öküz vardı, kurt beyaz ile yarı beyaz olana geldi ve dedi ki : Bu mer’â ve çayır bizim olsun şu siyah öküz size hiç mi hiç yakışmıyor, müsaade edin onu yemek istiyorum. Müsaade ettiler ve kurt
yalnızlığa itilen o siyah öküzü yedi, bir müddet sonra beyaza geldi dedi ki : Şu karışık olanı da yemek istiyorum, çayır ikimizin kalsın, o da olur dedi, kurt siyah beyaz karışımı olan öküzü de yedi, bir müddet sonra kurt beyaza geldi ve dedi ki : Sıra sana geldi, beyaz öküz manidar bir cevap verdi ama faydasız ve geç kalan bir cevap,dedi ki : Sıra bana siyah öküzü yalnız bırakıp sana teslim ettiğim günden beri gelmişti de, ben bozuntuya vermiyordum ve belli etmiyordum.

Tek vatan,tek bayrak tek millet tek devlet diyerek gür sesle yeri göğü inleten, tefrikaya ve ayrılığa ve gayrılığa şamar indiren gür sesi hazmedemeyen Haçlılar ve çapulcular, Ülkemizi, Cennet Vatanımızı ta’ciz etme hevesindeler.

Bir alfabenin harfleri gibidir müslümanlar.
Hangi harf atılırsa Alfabe eksik kalır.
Okumak yazmak anlatmak ve meramı anlatmak için 29 harfe ihtiyaç vardır.

Allah’ım ! İndirdiğin bütün kitaplar ve Kur’an’ın hürmetine, gönderdiğin bütün peygamberler ve Rasul-i zi şan hürmetine, bütün güzel isimlerinin özellikle ismi A’zam hürmetine bizleri bölmek isteyen bu guruhların arzu ve heveslerini kursaklarında kıl, emellerini boşa çıkar.
Bütün müslümanlara bir ve beraber olmayı nasib eyle.Bu cennet vatan’ı hıfzınla hıfz eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

23/ 04/2025 Çarsamba

YAZDIKLARIMIZ

وما من كاتب الا سيبلى
ويبقى الدهر ما كتبت يداه
فلا تكتب بخطك غير شيء
تريد يوم القيامة ان تراه
Ve mê min kêtibin ille seyüblê ve yübkiddehru mê ketebet yedêhü,fe lê tektüb bihattike ğayre şey’in turiydu yevm el kiyêmeti en terâhu.

Her Kâtip( yazar, eliyle bilgisayarla telefonla internetle,gazete dergi kitap ve herhangi bir şekilde yazı yazan kişi) öldükten sonra(bazıları hariç) bedeni toprak olacaktır, fakat yazdığı şeyler(telefondan,internetten vesaire yerlerden silinse bile amel defterinden silinmeyecek,zaman
(Melekler,mekan ve herşeyi yaratan yüce Allah) herşeyi kaydedecek ve bu yazılanlar ve yapılanlar kalmaya devam edecek ve kıyamet günü sahibi ile yüzleşecektir).
O zaman ey yazanlar, ey yazarlar katipler, kitap yazanlar, makale yazanlar dergi yazanlar mesaj yazanlar, proğram yapanlar ve tüm yazarlar, kıyamet günü amel defterinizde görmek istediğinizden başka hiçbir şey yazmayınız.

Kur’an’ın, sünnetin Rasulullah efendimizin, islam’ın,Mukaddesâtın aleyhinde yazı yazanlara ses ulaşabilse onlara şu denebilir: Kendinize yazık etmeyin,siz kıyamet günü bu
yükün altından kalkamazsınız bu dinin sahibi var Allah ile kimse baş edemez, kur’an-ı Kerim ve Rasulullah efendimizin hadisleri bize bunu anlatıyor,tarih bunu bize bariz bir şekilde intikal ettiriyor.

Hani o debdebe insanlar, hani o boyu boynu uzun varlıklı insanlar! Neredeler, yok olup gittiler hani kur’an-ı Kerim’in sesini kısmak isteyenler, sesleri kesildi, nefesleri tükendi ve çok çetin bir azap onları bekliyor ama şimdi de bir
çesit azabın içinde olduklarına inanabiliriz.

Yüce Allah’ın zamanımızda bulunan düşmanları,Kur’an’ın ve İslam’ın düşmanları Rasulullah’ın ve sünnetin düşmanları
dolayısıyla şeytanın dostları aynı azap onları da bekliyor.

Demek ki bir insan sadece konuştuğundan ve yaptıklarından değil, yazdıklarından da sorumludur,bu hususta Yüce Rabbimiz Şöyle buyuruyor :
“O hiçbir şey söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici olmasın”
Kaf Suresi : 18. Ayet.
Kalem ( yazı) iki dilden biridir ve kalem de emanettir, kalemle yazan kişi, bundan da mutlaka sorulacaktır. Yüce Allah önemine binaen kalemle kasem buyurmuştur
“Nûn. Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki”
Kalem Suresi: 1. Ayet.

Madem kalem bir emanettir ve onunla yazanlar sorumlu, o halde kalemin mürekkebi kurumadan, amel defteri dürülmeden güzel şeyler yazmakta fayda vardır.
Peki, bir insan güzel bir şey yazacaksa niye yazar?
Şunun için:
1-) Güzel söz
sadakadır onun için
yazar.
Adî b. Hatem rivayet etmiştir O’na salât ve selâm olsun. Rasulullah Efendimiz bir gün Cehennemden bahsetti mübarek yüzünü buruşturup çevirdi ve : Ateşten korunun buyurdu, sonra tekrar döndü ve yüzünü buruşturdu,biz zannettik ki ateşe bakıyor. Sonra, yarım hurma(sadaka vererek) ile bile olsa ateşten korunun, bunu da bulamayan güzel bir söz söylesin buyurdu. Müslim Hadis no : 1016
2- Din nasihattir düsturundan hareketle nasihat niyetiyle yazar.
3- Çok kıymetli sermayesi olan zamanı değerlendirmek için yazar zira zaman, keskin bir kılıç gibidir; sen onu kesmezsen o seni keser. İmam-ıŞafîi )
4- Eğer kişi, yalan yanlış veya ahirette sorumluluk getirecek şeyler yazdıysa o yazdığı şeyleri affettirmek için yazar, zira Rasulullah Efendimiz bir hadisi Şerifte : “Bir seyyie (kötülük) yaptıysan arkasında bir hasene (iyilik) yap ki bu onu yok etsin”
Tirmizi Hadis no : 1987.
Ayrıca her organın ayrı ayrı tövbesi mevzubahis ise -ki böyledir- o zaman yazan parmaklar İslam’a göre yazılmaması gerekeni yazmışsa bunların tövbesi güzel şeyler yazmak iledir.
Özetle diyebiliriz ki:
Eğer bir şeyler yazılacaksa,bu ve daha yazamadığımız başka güzel niyet ve sâiklerle yazılır çünkü “Kim zerre miktarı hayır yaptıysa onun (karşılığını) görür, kim de zerre miktarı kötülük yaptıysa onun(karşılığını) görür.” Zilzal Suresi: 7,8 Ayetler.
Bir mümin, bir şeyi yazdığında ondan sorumlu olacağı gibi, o anda hangi niyetle yazıyor ondan da sorulacağına göre, bir şey yazıp çizerken mutlaka niyetin şer’i şerife yani Kur’an ve sünnete uygun düşmesine dikkat etmelidir.

Ey yüce Allah’ım! yaptıklarımızı yazdıklarımızı okuduklarımızı niyetlerimizi rızana muvafık eyle ,bizleri ve bütün müminleri lütfunla kereminle mahfuz ve masûn eyle,Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

22/04/2025 Salı

EVET CAİZ CAİZ

والمرء ما عاش ممدود له امل
لا ينتهي الطرف حتى ينتهي الاثر
Velmar’u mê ‘âşe memdûdün lehü emelün,lê yentehittarfu
hettê yentehilemelu.

İnsanoğlu yaşadıkça bir şeylere umut bağlar.
Perdeler kalkıp perdeler inince, insanın ömrü son bulunca, mal mülk sevgisi ve umutlar da biter, malı mülkü, dinarı ve dirhemi görmeye alışık olan gözler artık dünyadan hiç bir şey göremez hale gelir.
Ölüm döşeğinde birisi:Evet olur caiz caiz diye seslenmiş, hayırdır dediler, dedi ki: Ruhum ve bedenim münakaşa ettiler ve bana dediler ki: İki kişi ortak olup kâr’ı aralarında eşit bölüşmek üzere şirket kurdular, fakat uzun zaman geçti hiçbir kâr elde edemediler.
Bunlar ortaklığa son verip ayrılsalar caiz mi diye soruldu bana, ben de evet caiz caiz dedim.Adam bu sözleri söyledl ve ruhunu teslim etti.

Bir ömür boyu ortak olan ruh ve beden birbirinden ayrılıyor.
Bu insan büyük bir ihtimal dünyada hep âhiret hesabını yapıyorı ve âhireti dert ediniyordu, ölürken de o minval üzere öldü.

Rasulullah efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur
“Her kul öldüğü gibi dirilir”
Müslim Hadis no: 2878
Bir insan vaktini en çok neye harcıyorsa, diliyle en çok neyi zikrediyorsa,son anda belki onu sayıklayarak ruhunu teslim edecektir. onun için hep hayırlı ameller işlemeli ve hep yüce Allah’ı zikretmeli ve hep güzel söylemeli mü’min.

Bazıları, Allah’ın zikri ve Rasulullah efendimize salavat olmak üzere güzel şeylerle ve amellerle zamanı değerlendireceğine dünyayı dünyalıkları, hastalıkları dillerine doluyorlar, bu hastalık şu hastalık, bu hasta şu hasta, şöyle oldum böyle oldum şöyle olacağım böyle olacağım diye hastalığı ve dünyayı adeta vird ediniyirlar hep bunları zikredip duruyorlar.

Bilelim ki bela ve musibet dile bağlıdır. Zayıf olduğu veya sahih olmadığı söylenen bir rivayet şöyledir:
İkide bir hastayız deyip veya hasta numarası yapıp durmayın hastalanırsınız.
Zürkanî,Mekasıd:1178

Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah! Dertlerimize devâ borçlarımıza eda, hastalarımıza şifa ihsan eyle.
Allah’ım! Bizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi dili senin zikrinle ıslak olan, kalbi senin mübarek nazarınla berrak olan, yüzü iman nuruyla kıyamet gününde parlak olan kullarından eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

21/04/2025 p.tesi