2020 NİN SON İKİ GÜNÜ

Lügat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim.
Bugün biraz geç kalmış kısa yazımızda şairin dediği gibi herkesin bildiği dilden bir tespit yapmaya çalışalım : 2020 yılının son iki gününü yaşıyoruz, bizden beklenen, nefsimizi muhasebe etmek ve gelecek yıla nasip olursa iyi bir plan ve program yaparak girmek.
Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır :
“Herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın” Haşr suresi 18 ayet
Hz.Ömer efendimizin de şöyle buyurduğunu Ahmet bin hanbel müsnedinde şöyle nakletmektedir : Kıyamet günü hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz,o gün amelleriniz veya kendiniz tartılmadan önce dünyada iken amellerinizi ve kendinizi tartınız, kendinize çekidüzen veriniz, amellerinizi gözden geçiriniz.
Dünyada kendinizi hesaba çekmeniz ve kendi amellerinizi gözden geçirmeniz kıyamet günü hesabınızı hafifletir büyük arz’a ve büyük mahkemeye hazır olun” Müsned 633.
“O gün (Kıyamet günü) hesaba çekilirsiniz, size ait hiçbir şey gizli kalmaz” Hâkka suresi 18 ayet.
Vaaz ve nasihatta, irşad
ve Zühd konusunda, ibadette çok mahir ve meşhur olan Haris el muhasibi diye bir zat vardır,nefsini sık sık hesaba çektiği için kendisine bu lakap verilmiştir,Muhasibî yani hesabı yapan kendini kontrol eden ve nefsini eleştiren manasına geliyor.
Biz de Haris el muhasibi gibi kendi kendimizi muhasebeye çekebilir miyiz? Evet çekebiliriz Kur’an ve sünnetin rehberliğinde, Kur’an ve sünneti hayat edinerek yaşayan büyük insanların örnekliğinde bunu Allah’ın izniyle başarabiliriz ve bunu yaparsak kârlı çıkacak olan biziz.
Yüce Allah lütfuyla keremiyle ibizi bu muhasebede muvaffak eylesin ,amellerimizi gözden geçirecek, eksiğini gediğini telafi edecek kadar bize bereketli ve hayırlı bir ömür Lütfeylesin, bu muhasebede bizi karlı çıkarsın.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

29 Aralık 2020 Salı

TAKVA ELBİSESİ VE BAYRAM ANLAYIŞI

احرى الملابس ان تلق الحبيب به
يوم التزاور في الثوب الذي خلعا
الدهر لي ماتم ان غبت يا املي
والعيد ما كنت مراى لي ومستمعا

Müminin en güzel ve en
şerefli elbisesi, cennette Yüce Allahın mübarek cemâlini seyretmek için tertîb edilen kavuşma ve buluşma günü olan ziyaret gününde Yüce Allah’ın kendisine daha dünyada iken lütfettiği ikram ettigi takva elbisesidir.
” Ey Âdemoğulları; size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık.Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır.” Â’râf suresi 26 ayet.
Ey umudum ve son arzum, arzularımın sonu olan Yüce Allah’ım,seni -Allah korusun- eğer göremezsem, görmediğim müddet benim için yas ve matem zamanıdır,Mübarek Zatını , zatına layık ve senin uygun gördüğün kadar göreceğim gün,Mübarek kelâmını yine sana layık ve senin uygun gördüğün kadar işitip duyacağım gün,benim için (en büyük) bayramdır.Akâid âlimleri,
يراه المؤمنون بغير كيف
وادراك وضرب من مثال
Müminler yüce Allah’ı cennette göreceklerdir, görmenin keyfiyeti, idrakı ve nasıl olacağı yüce Allah’a havale edilmiştir
Ayrıca bu konu kur’an-ı Kerim ayetleri ve hadis-i şeriflerle sabittir.
“Oysa O gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla parıldayacaktır” Kıyame suresi 22,23 ayetler.
” Allah’ım mübarek yüzüne (Cemâline) bakmanın lezzetini senden istiyorum” Nesâî Hadis no :1305.
Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah, dünyada bize ve bütün müminlere takva elbisesi nasip eyle yine takva elbisesi ile sana kavuşan mübarek cemalini seyreden mübarek kelamını işitip duyan ve en büyük bayramı idrak eden kullarından eyle.Âmîn

Ahmet ÖZKAN

29 Aralık 2020 Salı

KIRBAÇLAR VE İLAÇLAR

وما ارتدى بالعيش في دار فرقة
الاانما الراحات يوم التغابن

Şair ve kâil diyor ki : Ben bu ayrılık diyarı olan dünyada çok rahat bir hayat sürme sevdasında ve telaşında değilim, asıl rahatı Teğabun günü olan kıyamet günü Yüce Allah Lütfederse ben o günün rahatını düşünüyorum,
onu istiyor ve ona hazırlanıyorum.
Ebu Musa el eş’ari r.a dan gelen bir rivayette şöyle buyuruluyor : ” kim ki dünyasını severse o kişi
ahirene zarar vermiş olur Kim de ahiretini severse dünyasına zarar vermiş olur, siz bâkî olanını (ahireti) fânî olana (dünyaya) tercih edin.Sahih-i İbni Hibbân Hadis no : 759.
O’na salatü ve selam olsun Rasulullah Efendimiz sahih bir hadis-i şerifte şöyle buyurur : ” Dünya mü’min’in zindanı kafirin cennetidir” Müslim : 2956
Bunun anlamı şöyledir : Mü’min cennete gidince, rahata kavuşunca dünyanın ne kadar gam ve keder yeri olduğunu anlar, kafir de cehenneme gidince dünyanın onun için sansürsüz huzur ve rahatlık yeri olduğunu anlar.
müminin dünyada çektiği sıkıntıyı zorlukları musibetleri belaları sınavları bu pencereden görmesinde fayda vardır :
كل كسر الجاك الى الله هو جبر وان اوجعك
Seni Allah’a döndüren, ona iltica ettiren onunla barışmaya seni sevkeden her acı ve kırık, sana acı verse de, senin için bir nimet ve eksiğini tamir ve onarmadır.
Dünyadaki acılar ve kederler, musibetler, insanın bedenini belki de kalbini inciten kırbaçlar gibidir, acı verir ama işin iç yüzünde onu tedavi eden ilaçlar gibidir.
Alimler saadet’in üç hususta olduğunu söylerler,
Birincisi : Yüce Allah kuluna nimet verince şükreder
İkincisi : Yüce Allah kulunu imtihana çekince sabreder.
Üçüncüsü : Kul yüce Allah’a karşı bir günah işlerse ısrar etmeden tövbe eder istiğfar eder.
Görülüyor ki Yüce Allah’ın takdir buyurduğu sınavlara ve zorluklara, sebeplere sarıldıktan sonra yüce Allah’a tevekkül edip sabretmek saadet’in bir unsurudur.
Sonuç olarak şunu demek mümkün : Ey Allah yolunda meşakkat çekenler, taat ve ibadet edenler, hakkı yaşayıp hakkın yanında ve zulmün karşısında olanlar bu zorluk gidecek sevaplarınız taat ve ibadetlerinizin karşılığı dünyada da ahirette de Allah’ın izniyle sizi mesut edecektir.
Ey sadece dünyayı düşünenler makam mevki peşinde olanlar, kulların rızasını ve keyfini Allah’ın rızasına tercih edenler, ibadet ve taatdan uzak olanlar, buna mukabil günah ve ma’sliyetlerle iç içe olanlar dünyada iğreti ve geçici olarak sürdüğünüz Safa, gördüğünüz lezzet yok olacak, gidecek ve yaptıklarınızın günahı ve cezası iki dünyanızı karartacaktır.
Artık akıllı mümin hangi yolu ve hangi yaşamı seçmek isterse,kendi bileceği bir husustur.
Allah’ım bizlere ve bütün müminlere dünyada da ahirette de iyilik ve huzur nasip eyle ahiretini dünyasını tercih eden akıllı müminlerden eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

28 Aralık 2020 Pazartesi

BEDENİN VE KALBİN FIKHI

هذا هو الأمر والباقى من العبث

Aslolan budur,geri kalan abestir ve laf ü guzaftır.
Nedir aslolan, ve abes olan nedir sonra laf güzaf nedir ve ne demektir?
Bir müminin, dışını zahirini şeriat ile süslemesi, içini de Yüce Allah’ın murakabesi ile süslemesi asıl olandır bir taraftan bedenin ilmihalini bedenine uygularken, kalbin ilmihali ve fıkhını da kalbine derununa uyguluyor asıl olan budur buna tahliye denir yani dışını Kur’an ve sünnetin emirleri ve nehiyleri ile,içini de Yüce Allah’ın murakabesi ile süslüyorsa öyle bir mümin bahtiyar bir mümindir, muvaffak olmuş bir mümindir.
Bu, büyük bir iştir, çok azizdir ve nadirdir, işte aslolan da budur.
Böyle birisi iyi ve kaliteli bir Müslüman olmak için önündeki bütün engelleri kaldırmış olur, böyle biri kaliteli bir kul kaliteli bir Müslüman kaliteli bir sofu olmak için güzel bir yola girmiş demektir.
Bu iki ilmihalden uzak olan kişi, Kur’an’ı ve sünneti elinden geldiği kadar hayatına hakim kılmıyor ve dervişlikten dem vuruyorsa bu da laf ü güzaftır,içi bosz bir iddiâdır.
هنيئا لارباب النعيم نعيمهم
و للفقير المسكين ما يتجرع
Nimet sahiplerine nimetleri helal olsun bunlar turnayı gözünden vurdular fakat fakir miskin kimse bu iki ilmihalden mahrum olan kimse yolda kalmış yutkunup duruyor.
Bu iki husus yani dış ve iç temizliği ve düzgünlüğü birbirine mulazim ve ayrılmaz hususlardır aksi takdirde halkın gördüğü yerleri düzgün hale getirip hak’kın her şeyi görmekle beraber baktığı içi harab etmek bir mümin için uygun düşmez.
İmamı Şafii r.a bir beytinde bu hususlara dikkat çekerek şöyle buyuruyor :
فقيها وصوفيا فكن ليس واحدا
واني فحق الله اياك انصح
فذاك قاس لم يذق قلبه تقى
وهذا جهول فكيف ذو الجهل يصلح
Hem fakih ol hem sofi ol، yani hem dışını zahirini hem içini ve derununu parlak şeriata uydur, ve kalbini kalbin fıhına uygun hale getir, Allah rızası için ve Allah hakkı için ben sana nasihat ediyorum,sadece zahir ile uğraşıp manaya ulaşmayan kimse, kalbi katı kalır, tasavvufla uğraştığını iddia edip şeriatı ihmal eden ilmihali ihmal eden cahil kalır, cahil insan kendi ıslah olmamış ki başkasını ıslah etsin.
Zira sevgi aşk, seyr ve süluk,tasavvufta yapılan tüm şeyler maksat değildir, iyi bir kul olmak, yani düzgün bir ibadete ve ubudiyete vesilelerdir. Kulluğun ve ubudiyyetin üzerinde bir makam yoktur, daha önce de
arzettiğimiz gibi ibadet yüce Allah’ı razı eden her ameldir, ubudiyyet ise Yüce Allah’ın yaptığı her şeyden razı olmaktır.
Allah’ım bizleri sana layık bir kul Rasulullah efendimize layık bir ümmet eyle, taksiratımızı ve günahlarımızı bağışla, dışımızı ve zahirimizi, içimizi ve derunumuzu sana havale ediyoruz sen ıslah eyle Yarabbi.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

28 Aralık 2020 Pazartesi

HERŞEY BİR İMTİHAN

ربما اتت النعم في المحن
وربما اتت المحن في النعم

Belli olmaz, belki de nimetler imtihanların ve zorlukların içinden süzülüp gelir,yine belli olmaz belki de zorluklar
ve zor sınavlar nimetlerin içinden çıkıp gelir.
“Hanginiz davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için
ölümü ve hayatı yaratan
O’dur.O güçlüdür, çok bağışlayandır.” Mülk suresi 2 ayet.
Ölüm de,hayat da kulların imtihanı için yaratılmıştır, dolayısıyla hayatta acı tatlı cereyan eden her şey bu çerçevede düşünülmeli ve
imtihan olduğu unutulmamalıdır.
“Her can ölümü tadıcıdır, sizi şer ile de hayır ile de deneriz ve bize döneceksiniz”Enbiyâ suresi 35 ayet.
Yani fakirlik te veririz zenginlik de,hastalık da veririz sağlık ve afiyet de, evlat da veririz alırız da dolayısıyla hanginiz yerine göre sabrediyor ve yerine göre şükrediyor, hanginiz sabretmiyor ve şükretmiyor ortaya çıksın diye bu imtihanı yapıyoruz.
Yüce Allah şübhesiz kuşatıcı ilmi ile ezelden ebede her şeyi biliyor, fakat hikmeti gereği kullarını şerle de hayırla da imtihan ediyor.
Yüce Allah yaptığından dolayı asla kimse onu sorumlu tutamaz O, istediği zaman herkese istediğini sorar.
Yüce Allah alınca verebilir, verince de alabilir, güldürür sonra ağlatır, ağlatır sonra güldürür. Her şey onun elindedir, kul bunu idrak etmeli ve buna böyle inanmalıdır netekim şöyle demişler :
لكل محنة منحة ولكل شدة شدة
Her zorluğun bir güzel karşılığı, hediyesi ve ödülü vardır,her şiddet ve tehlike için ciddi bir hazırlık ve toparlanma safhası vardır.
Yüce Allah kur’an-ı Kerim’de bir ayeti kerimede zorlukla kolaylığın bir arada olabilecegini şöyle ifade buyuruyor :
فان مع العسر يسرا ان مع العسر يسرا
“Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu Her güçlüğün yanında bir kolaylık vardır” İnşirah suresi 5,6 ayetler.
O’na salat ve selam olsun Rasulullah efendimiz de
” Bir zorluk iki kolaylığı asla yenemez” Beyhakî Şuab ül İmân Hadis no : 3263 .buyurarak hem ayeti kerime’ye bir açıklık getirmiştir, hem de meşhur bir nahiv kaidesine işaret buyurmuştur.
Arapçada marife ve nekire diye iki kelime var,
Marife ne kadar tekrar edilirse tektir, ama nekire tekrar edildiği kadardır.
bu kısa yazımıza son vermeden şu hususu da arz etmeyi uygun buluyorum : Sevinçte de hüzünde de, acı da ve tatlı da da, fakirlikte ve varlıkta da, hastalıkta ve sağlıkta da önemli olan kul her halükarda yüce Allah’a iltica etmeli ona dönmelidir,kendisi beşer olarak Kur’an ve sünneti rehber edinerek sebeplere sarılmalı sonra işini yüce Allah’a havale etmelidir, çözümü ondan beklemelidir.
Müminler en neşeli oldukları gün olan bayram günü kıldıkları Bayram namazında tekbirler getirirler, en üzgün oldukları zaman bir yakınlarının vefatında kıldıkları cenaze namazında da tekbirler getirilir bunun bir çok hikmeti ve anlamı vardır,birisi ve belki en önemlisi şudur : En sevinçli anımızda da en üzgün ve hazin anımızda da tek ilticâgâhımız ve tek çaremiz yüce Allah’tır.
Bugün dünyayı kasıp kavuran kaynağı meçhul hedefi meşhur hastalık ve benzeri durumlarda da yüce Allah’a, kudreti sonsuz güçlü kuvvetli olan yüce Allah’a dönmeli duaya tazarru’ve niyaza hız vermeliyiz göreceğiz ki Yüce Allah kapısına geleni eli boş çevirmeyeceği gibi, dünyaya, insanlara ve müslümanlara, bu hastalığı reva görenleri de
karşılıksız bırakmayacaktır.
Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi her hal ü kâr’da sana dönenlerden, kapında bekleyenlerden, kapında Saadet bulanlardan ve açılan kapıdan girecek olanlardan eyle.Âmîn

Ahmet ÖZKAN

27 Aralık 2020 Pazar

DUÂ

بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى اله واصحابه اجمعين اما بعد .
اللهم انك قلت وقولك الحق ادعوني استجب لكم فها نحن ندعوك فاستجب لنا يا رب العالمين بفضلك ومنك وكرمك.
اللهم ان الامر امرك وان الخلق خلقك وان القضاء قضاؤك ولاحول لنا ولاقوة الا بك لا اله الا انت سبحانك انا كنا من الظالمين ربنا مسنا الضر وانت ارحم الراحمين
اللهم عجل لنا الفرج يا لطيف الطف بنا وارفع عنا العناء والبلاء والوباء اللهم لا تجعل مصيبتنا في ديننا واحفظنا وانت خير الحافظين.

Rahman ve rahim olan Yüce Allah’ın adıyla, alemlerin rabbi olan yüce Allah’a hamdu ü senâ Efendimiz Hazreti Muhammed’in âli’nin ve ashabı’nın üzerine salat ve selam olsun.
Ey yüce Allah’ım ‘”bana dua edin ben de icabet edeyim” diye buyurdun, va’din ve sözün haktır, işte biz sana dua ediyoruz, lütfunla kereminle ve minnetinle duâlarımızı kabul eyle.
Allah’ım bütün işler, emir ve fermanlar Senindir, insanlar senin kullarındır, kaza ve hüküm Senindir ,eğer
bizden bir taat ve ibadet sadır olduysa ancak sen muvaffak ettiğin için sâdır olmuştur, eğer ma’siyet ve günahlardan uzak kalabiliyorsak sen engel olduğun için uzak kalabiliyoruz.
Allah’ım senden başka ilah yoktur seni her türlü noksanlıktan tenzih ediyoruz ve şübhesiz biz kendi nefislerimize zülmettik.
Ey Celal ve ikram sahibi olan Yüce Allah belâlardan, ortalığı ve kullarını rahatsız eden bu hastalıktan ve tüm emrâz-ı zâhiriyyeden ve ma’neviyyeden bizleri halâs eyle.
Böyle bir şiddet insanların ve sana iman eden müslümanların başına geldi ve sen,Erhamurrâhimînsin,
merhamet edenlerin en merhametlisi sensin.
Ey yerleri ve gökleri daha önce sebkat etmeyen bir sekilde yaratan yüce Allah, indinden, katından bize acil bir çıkış yolu lütfeyle.
Ey Latif olan Yüce Allah bize lutfunla davran ve merhamet eyle, bu sıkıntıdan bu beladan
bizleri halas eyle.
Allah’ım musibetimizi dinimizde kılma, dünyada ve ahirette bize afiyet ihsan eyle
Ey Hâfız ve hafîz olan Yüce Allah bizleri hıfzeyle, şüphesiz hıfzeden ve koruyanların en hayırlısı sensin.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

27 Aralık 2020 Pazar

NAFİLENİN FAYDASI,FARZA, VACİBE KATKISI

الفرض افضل من تطوع عابد
حتى ولو قد جاء منه باكثر
الاالتطهر قبل وقت وابتدأ
للسلام كذلك ابراء معسر

İbadet eden birisinin yaptığı nafile ibadetler çok olsa da, farz yine nafileden daha faziletlidir.
Ancak üç yerde nafilenin sevabı farzdan daha fazladır, vakit girmeden önce abdest almak selam vermek ve borçlu iken zor durumda kalanı bu borçtan muaf tutmak.
1)- Farz namazın vakti girdikten sonra namaz kılmak için abdest almak farzdır ama vakit girmeden aynı abdesti almak sünnet olduğu halde daha faziletlidir.
2)- Selam vermek sünnet almak farzdır, Rasulullah efendimizin “karşılaşan iki kişiden en hayırlısı önce selam verendir”Buhari Hadis no : 6237. hadisi şerifine göre bu sünnet bu farzdan daha faziletli oluyor.
3)- Borç verdiğimiz kişi borcunu ödeyemiyorsa, ona mühlet vermek vaciptir ama onu tamamıyle muaf tutmak sünnettir, bu sünnet bu vacipten daha faziletlidir.
Enes bin Malik anlatıyor : Medine – i Münevvere’ye geldiğimde yüce Allah’a dua ettim ki bana salih bir dost nasip eylesin, Ebu hureyre ile karşılaştım ona dedim ki : Rasulullahtan duyduğun bir şeyi bana anlat, Ebu Hureyre dedi ki : Rasulullah efendimizden duydum şöyle buyurdu : Kıyamet günü kul ilk olarak namazdan sorguya çekilir, hesabını iyi verirse kurtulur felah bulur, hesabını veremez de namaza takılırsa, zarar ve azab görür,bunun üzerine
Allah buyurur ki : Bu kulumun ameline bakın, amelinin içinde tatavu’ yani nafile ibadet varsa onunla farzın eksiğini tamamlayın, diğer bütün ibadetler için durum aynı şekilde cereyan eder, yani her farz ibadetin eksiği varsa o farz ibadet cinsinden nafile ile tamamlanır. Tirmizi Hadis no : 413.
Burada anlaşılması zor fakat zor olduğu kadar da çok önemli bir husus vardır.
Nafilenin eksiğini tamamladığı farz, hiç kılınmayan bir farz mı yoksa kılındığı halde bu farzın eksik kalan sünnetlerinin tamamlanması mı? Büyük bir akaid ve hadis alimi olan imam-ı Beyhaki bu hususta şöyle der : Nafilelerin tamamladığı eksiklik, kılınmayan farz namazın kendisinin değil,farz namazın içinde olması müstehap olan fakat eksik kalan huşû ve tedebbür gibi hususlardan mütevellid olan eksikliktir, yoksa hiçbir zaman bir nafile bir farzın yerine geçemez.İbn-i Hacer el – Heytemî Tuhfet ül -muhtac 2/219.
Mesela öğlen namazının farzındaki eksik kalan huşû ve kıratın tedebbürunu öğlen namazının sünneti yani nafilesi telafi edebileceği gibi, ikindinin nafilesi de öğlenin farzındaki bu açığı kapatır. Mekke-i mükerreme’de ki bir farza yazılan yüzbin farz, bu anlamda farz olan namazın eksik kalan sünnetlerinin yerine geçer.
Bazıları da sünnetler vacibin eksiğini, vacipler de farzın eksikliğini gidermede önemli rol oynar demişlerdir.
farzın ve vacibin dışında kalan tüm ibadetlere nafile denir, nafileler Yüce Allah’ın kulunu sevmesine, peygamberin sevgisine yüce Allah’a
mânen yaklaşmaya, Resulullah efendimizin şefaatına nâil olmaya ve yukarıda geçtiği gibi en doğru anlamıyla vacibin ve farzın eksiğini kapatmaya vesile olması itibariyle çok önemlidir.
Sonuç itibariyle her ibadetin farzı kulun yüce Allah’a yaklaşmasına en büyük vesiledir, farzları aksatmamak şartıyla imkanı olan mümin demin saydığımız faziletlere ve hususlara nail olmak için elinden geldiği kadar sünnetlere ve nafilelere hayatında yer verir,aklımıza gelen ne kadar farz varsa aşağı yukarı hepsinin cinsinden nafileler var buna dikkat etmek lazımdır.
Yüce Allah takdim ettiğimiz ve edeceğimiz farzları vacipleri nafileleri lütfuyla kerem’i ile kabul buyursun riyadan gösterişten kabulune mani olan engellerden bizleri mahfuz ve mahsun eylesin.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

26 Aralık 2020 Cumartesi

FARZ VE NAFİLE

من شغله الفرض عن النفل فهو معذور
و من شغله النفل عن الفرض فهو مغرور

Farz olan amellerle uğraştığı için nafile’ye vakit bulamayan kişi, mazurdur, özrü yerindedir,ve bu olabilir, fakat nafilelerle uğraştığı çin farzlara vakit bulamayan ve böyle iddia eden mağrurdur, gurur sahibidir ve aldanmıştır.
Yüce Allah’ın bir kuldan yüzünü çevirmesinin alameti o kul’un kendisine fayda vermeyen şeylerle uğraşmasıdır.Farzlardan bir farz dururken, kişinin nafilelerden bir nafile ile uğraşması ve farzı terk etmesi aynı anlama
geliyor.
Meâd(âhirete hazırlık yapan bir) akla sahip olan insan, mühim olanı mühim olmayana tercih eder, hatta daha mühim olanı mühim olana tercih eder,meâş (sadece dünya için çabalayan , dünyayı elde etmek için planlar yapan bir ) akla sahip olan kimse’nin yanında mühim ve daha mühimin ölçüsü ahiret hesabı ve sevap ile değildir, dünya menfaatına göredir.
Meâd(âhirete hazırlık yapan) bir akla sahip olmak, sağlıklı düşünebilmek ve mühim olanı mühim olmayana, daha mühim olanı mühim olana tercih edebilmek için ,
1)- ehli sünnetin mezhebine göre akaid bilgisini doğru öğrenmek,
2)- imkan dahilinde kişinin şeriatın hükümlerini,özellikle kendi uğraştığı meslek ile ilgili hususları, helali haramı öğrenmek,
3)- öğrendiği akaid ilmine ve şeriat ilmine göre yaşamak ve hayatını buna göre tanzim etmek
4)- خذ ما صفى دع ما كدر
net ve safi olanı al, bulanık karışık kuruşuk olanı terket kaidesine göre tezkiye ve tasfiye yolunu seçmek çirkin şeylerden arınmak güzel şeylerle süslenmek gerekiyor.
Birinci yoksa iknci işe yaramaz, birinci ve ikinci yoksa üçüncüsü hiç işe yaramaz ve fayda da vermez.
Bu üç önemli unsurun eksikliği toplumda ve toplumun fertlerinde var maalesef, bir şekilde ortaya çıkıyor, kimi inancı sakat,kimi bilmesi gereken şeriat ilmi hsusunda bilgisi sakat, kimi de ne kadar sıkıntılı vasıf varsa onunla muttasıf olmuş,ne kadar güzel vasıf varsa inad edercesine ondan uzak kalmıştır, koca koca adamlar daha imanın şarlarını tam bilmiyor,Halledememiş, doğru dürüst nasıl ibadet edeceğini bilmiyor,tezkiye tasfiyeyi gerekli bile görmüyor, tabii buradaki kusur başta onun olsa bile hepimizindir.
Erdemli bir topluma kavuşmanın yolu sağlam bir inanç, yeteri şeriat bilgisi tezkiye ve tasfiye, iledir. Eğitimciler, öğretmenler,cami, sokak ve aile gibi eğitim ve öğretim kurumlariz buna dikkat etmeleri gerekir, onlar bir vadide eğitim ve terbiye başka bir vadide olursa o takdirde havanda su döverler.
Ey yüce Allah’ım bize meâd aklı,meaş aklı,nefis tezkiyesi ve tasfiyesi lütfeyle,hem dünyamızı hem ahiretimizi lütfunla ve kerem’inle ma’mur edelim, iki dünya saadetini elde edelim, net olanı alalım da,bulanık olanı terk edelim.
Ey Rabbimiz bizi buna muvaffak eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

26 Aralık 2020 Cumartesi

TEMENNÎ VE TEANNÎ

بقدر ما تتعنى تنال ما تتمنى

Kişinin temennisi gayretine göredir, kişi ne kadar bir şeye ilgi duyar, gayret eder ve samimi olursa,ona göre iyiliği, istikbali, geleceği temennj edebilr, bunun dışındaki tenennî kuruntu ve hayal olur.
O’na salat ve selam olsun Rasulullah efendimiz akıllıyı ve akıllı olmayan cahili tarif ederken şöyle buyuruyor :
الكيس من دان نفسه وعمل لما بعد الموت والجاهل من اتبع نفسه هواها وتمنى على الله الأماني
Akıllı insan nefsini muhasebe eden, mağlup eden ve ölümden sonrası için hazırlık yapandır, cahil ise nefsinin, heva ve arzularının peşinden gidip sonra yüce Allah’a karşı boş temennilerde bulunandır.Tirmizi Hadis no : 2459.
Bir mümin kendi işini kendisi yapacak, yapabildiği halde başkasına havale edip ısmarlama yapmayacak.
ما حك ظهرك مثل ظفرك
فتولى انت جميع امرك
Senin sırtını parmağın ve tırnağın gibi hiç kimse kaşıyamaz o zaman sen bütün işlerini kendin halletmeye bak.
Birisi şunu diyebilir : Ben öldükten sonra filan kişi, falan kişi beni unutmazlar, ihmal etmezler benim için sevap yaparlar şöyle ederler böyle ederler diye kendini avutabilir teselli edebilir.
bu insanlar o kişi için onun amel sahifesine yazılacak şekilde ameller hayır işler işleyebilirler,ama ya işlemezlerse , o zaman kişi hesabını ona göre yapacak arkasında hiç kimseden bir menfaat görmeyecekmis gibi kendi işini kendisi halletmeli, amel defterini kapatmayacak ameller işlemeli Çünkü bir daha dünya’ya dönüş yoktur.
Şu mübalağa kabul edilmemeli,günümüzde insanlar yakınını defnettikten hemen sonra tahminen gelip etelevizyon açarlar,dizi veya başka şeylerle vakit geçirirler ,herkes şine gücüne bakar, dolayısı ile kişi ben ölürsem kırk gün kırk gece yas tutarlar beni unutmazlar bilmem şunu yaparlar bunu yaparlar o günler geride kaldı.Kaldı ki dinimiz geride kalanların ibret almalarını emreder yas tutmayı değil,din ne istiyorsa doğrusu odur.
Resulullah efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyorlar Her insan sabah olunca nefsi ile ilgili alışveriş yapıyor yani nefsini satıp helak ediyor ,veya nefsini satın alıyor kurtarıp Hürriyet’e kavuşturuyor, nefsini yüce Allah’a satar ona feda ederse emirlerini tutup yasaklarından kaçarsa bu nefsi yüce Allah’a havale etmiş kurtarmış ve hürriyetine kavuşturmuş olur, buna mukabil nefsini yüce Allah’a teslim etmeyip şeytana ve hevasına teslim ederse onu da şeytana satmış ve nefsini helak etmiş olur artık herkes her gün bu alışverişin neresinde bir baksın
Allah’ım sa’yimizi meşkur,günahımızı mağfûr, din ve dünya ticaretimizi lentebur (( zarar görmeyen ticaret) sırrına mazhar eyle.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

25 Aralık 2020 Cuma

KUŞATICI CÜBBE

تته الخلافه منقادة
اليه تجرر اذيالها
فلم تك تنفع الا له
ولم يكن ينفع الا لها
فلورامها أحد غيره
لزلزلة الارض زلزالها

Hilafet, hilafete layık olan o değerli zat’a( Hz Ebubekir,Hz Ömer,Hz Osman,Hz Ali,Hz Hasan) bir gelin misali eteklerini sürterek geldi, o zat hilafete tam layık hilafet de ona tam layıktır.
Eğer o layık olan zattan başka hilafete birisi göz dikseydi veya elini
uzatsaydı, yer yerinden oynar kıyametten önce âdeta bir Kıyamet kopardı.
Öyle de oldu; layık olmayanlar bu makama geçince o gün bugün İslam ümmetinde her anlamda yer sarsıntıları eksik olmuyor.

Yeryüzünde bütün şartlarını haiz hakiki olarak ilk ortaya çıkan hilafet, Hz. Ebubekir efendimizin hilafetidir.
Ebubekir bin ayyaş diyor ki Harun Reşit bana sordu, insanlar Ebubekir Sıddık’ı nasıl halife seçtiler ? Dedim ki : Yüce Allah bu konuda açık seçik bir ferman göndermedi, Rasulullah efendimiz’ de sustu,ashab’ta sustu ve Ebubekir efendimiz böylece halife seçildi.
Harun Reşid dedi ki sen açıklayıcı bir cevap vermedin benim gam ve kederimi artırdın, biraz daha açık konuş,dedim ki diyor Ebubekir bin ayyaş : Rasulullah efendimiz sekiz gün kadar hasta yattı,Bilal – ı Habeşî onun yanına girdi ya Rasulullah insanlara kim namaz kıldırsın diye sordu, buyurdu ki : Ebubekir’e emredin o namaz kıldırsın Hz Ebubekir sekiz gün kadar namaz kıldırdı bu arada vahiy iniyordu ve gökyüzü Bu olaya müdahale etmedi ve Yüce Allah bu konuda bir şey Ferman buyurmadı, Resulullah da bir şey söylemedi,insanlar da sustu sonunda Hz Ebubekir zamanı gelince halife bilindiği gibi halife seçildi.
Ebubekir efendimizin hilafetinin birinci delil budur.
İkinci delil ” Ey iman edenler sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever onlar da Allah’ı severler ” Mâide suresi 54 ayet. Tefsir alimleri yüce Allah’ı seven ve Yüce Allah’ın sevdiği kavim Hazreti Ebubekir ve ashabıdır derler.
Üçüncü delil : “Arkada kalan bu bedevi topluluklara de ki : yakında çetin güç sahibi bir topluluğa karşı çağrılacaksınız;” Fetih suresi 16 ayet.
Yine bazı tefsir âlimlerine göre Çetin güç sahibi topluluk Hz Ebubekir ve arkadaşlarıdır.
Dördüncü delil : Cübeyr bin mut’im( mut’am) adındaki sahabi buyuruyor ki: Bir kadın Rasulullah efendimize bir şey sormaya geldi, Rasulullah Efendimiz ona dedi ki : Bana bir daha dön, kadın dedi ki : Ey Allah’ın Rasulü döndüğümde seni göremezsem yani sen vefat etmiş olsan ben kime geleyim Rasulallah efendimiz buyurdu ki : Ebubekir ile görüş. Ahmet ibn-i hanbel müsned Hadis no :16767
Bu deliller ve belki buraya alamadığımız deiller, Hazreti Ebubekir efendimizin Rasulullahtan sonra halife olduğunun delillerinden sadece birkaç tanesidir.
Hazreti Ömer Hazreti Osman Hazreti Ali ve kısa dönemde halife olan Hz Hasan’dan sonra hilafet yerini Melikliğe(krallığa) terketti.
Hazreti Ömer efendimiz bir gün bir sahabiye soruyor ben kral mıyım halife miyim ? O sahabi dedi ki : Sen halifesin, Çünkü halife malı halktan hakkıyla alır, hakkıyla müstahak olanlara verir ama Melik (Kral), İslam’ın tasvip ettiği yollarla başa gelmeyen, adil olmayan
ve İslam’ın tasvip etmediği usul ile başa gelen kişi bu hassasiyete bu nezaket ve hakkaniyete riayet etmez, malı uygun olmayan yerlere de harcar.
Hazreti Ömer efendimiz beytulmal’ın, hazinenin kapısını açar ve şöyle derdi : Şahid ol ben seni adalet ile, doldurdum adaletle boşalttım ve müstahaklara dağıttım.
Hilafet bütün Müslümanların avret mahallini, ayıplarını ve kusurlarını örten geniş, heybetli, düşmanların kalbine korku salan bir cübbe gibiydi, bugün o cübbe olmayınca müslüman ülkelerin, liderlerinin, halklarının avret mahalleri ortaya çıkmış oldu inkişaf etmiş oldu,ve düşmanlarından korkar hale geldiler.
Eğer Yiğit düştüğü yerden şahlanıp kalkacak sa yol ve yordam bellidir.
Allah’ım sayılmayacak kadar yitirdiğimiz Üstün değerleri tekrar bizlere lütfeyle,nasîb eyle şüphesiz bu senin için zor bir şey değildir.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN

25 Aralık 2020 Cuma