VAZİFEMİZ


159/2026
علينا السعى فيما فيه نفع
وليس علينا إدراك النجاح
Aleynêsse’yu fiymê fîyhi nef’un ve leyse aleynê idrâk unnecâhi.
Kendimiz (ve başkaları) için faydalı olan ne varsa gücümüzün
yettiği kadar yapalım,yüzde yüz başarılı olmak ise bizim elimizde değildir.

Şartlar zarflar ve ortam nasıl olursa olsun kul kendi görevini yapmanın ve yüce Allah’a karşı iyi bir kul olmanın derdi ve gayreti içinde olmalıdır.
Dolayısıyla
على المرء أن يسعى لما فيه نفعه
وليس عليه أن يساعده الدهىر
Alel mar’i en yes’ê limê fîhi nef’uhû ve leyse aleyhi en yüsêidehuddehru.

Zamanın bazı zorlukları olsa da insan kendine, ailsine,millete ve ümmete hatta bütün insanlara faydalı olanı yapmak için gayret etmeli ve sonucu Allah’tan beklemelidir.
Gayret etmeden olmaz,olsa bile kalıcı ve yüz güldürücü olmaz.
Onun için
فقل لمرجى معالى الأمور
بغير اجتهاد رجوت المحالا
Fekul limurcî meâl il umûr, biğeyrictihêdin
recavtel muhâlê.
Sebeblere sarılmadan ve gayret etmeden zirvelere çıkmayı isteyen ve hakketmeden o makama konmak isteyene de ki: Sen muhal ve mümkün olmayana talibsin, dese ki: Ben o makama layıkıyla yükseldim de ki: Onu haketmediğin
için yükselsen bile orada tutunman zor ve o makamın hakkını veremezsin dese ki: Şöyle veya böyle geldim işte de ki: Zirvelerde kartallar da var, yılanlar da var, kartallar süzülerek, yılanlar sürünerek gelir,o zaman bu makama sen süzülerek değil, sürünerek başkalarına sürtünerek geldin,sen ve sana o makamı bir çeşit verenler bunun hesabını yüce Allah’a vereceksiniz.
لا تقل قد ذهبت اربابه
كل من سار على الدرب وصل
Lê tekul ked zehebet erbâbuhu küllü men sêre aledderbi vasal.

Bu işin erbabı gitti,biz kim onlar kim diye umutsuz da olma bu yolu ve yordamı bu üslub ve usulü takib eden maksada ulaşır.

Bu hikmetli sözlerin özetini arzederek bu kısa yazıyı bitirelim:

Kişi kendisi ve ailesi için, yaşadığı toplumun, milletin ve ümmetin din ve dünya menfaati adına elinden geleni yapmalıdır.
Neticeyi,sonucu, sevabı yüce Allah tecelli ettirecektir.

Hakketmeden bir şeyi elde etmek için meşrû
olmayan yollara tevessül edilmemelidir.
Şartlar ne olursa olsun çıtayı ve himmeti yüksek tutmalıdır, iyimser olmalı, ağzını hayra açmalı, karamsar olmamalıdır.
Öldük bittik dememeli, Allahın izniyle bu işi başaracağız,bu zorlukları ve sıkıntıları atlatırız demeli, korkutmamalı,daha vuku bulmamış tehlike,hastalık ve sıkıntıları (Eğer önceden planlanmadıysa) gündeme getirip insanları korkutup yüklerine yük ilave etmemeli bunun da vebal olduğunu unutmamalıdır.

Her an imtihanda olduğumuzu imtihanın sorularının kolay olabileceği gibi,zor da olabileceğini hesaba katmakıyız.

En büyük teselli kaynağımız yüce Allah’ın yardımı tedbir,sebeblere sarılmak ve yüce Allah’a tevekkül olmalıdır.

Her gün onlarca defa “Allah’ım yalnız sana ibadet ediyoruz ve yalnız senden yardım diliyoruz”
Fatiha, 5 dediğimiz halde bazen işlerimşzde yüce Allah’ın yardımını dilemeyi unutarak kendimiz çözmek istiyoruz ve bu yüzden başarılı olamıyoruz, hatta yüce Allah’a inanmayan ve insanlara zarar vermek isteyenlerden yardım diliyoruz bu da bize pahalıya mal oluyor bunu asla unutmayalım.

Ahirette, cennette beraber olmak istediğimiz büyük insanlar bunun gibi ve bundan çok daha zor yollardan, şartlardan ve imtihanlardan geçtiklerini unutmamalıyız

Herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde işler ağır işliyor,hak sahipleri, haklarına zamanında ulaşamıyorsa, veya hiç ulaşamıyorsa, sebebleri çok da olsa birinci ve en bariz sebeb o makamın ve o işin
hakkı verilmiyor demektir ki bu da o işin kiyametinin kopması anlamına gelir.

Bir iş veya bir makam layık olmayana, ehli ve erbabı olmayana verilince kıyameti bekleyin,en azından o işin kıyametini
bekleyin anlamına da gelir.

Geçmiş yıllarda işler ehline verilmediği için, işlerin kıyametinin nasıl koptuğunu bu millet iyi bilir.

Sonuç,netice, zafer yüce Allah’ın tasarrufundadır,kul
İslamı,Kur’an’ı, sünneti kendi
nefsinde, evinde, aile fertleri arasında ikame etmesi mümkünse onu yapmalı,dili döndüğü ve bilgisi olduğu kadar söylemeli,ileriki aşamaları yüce Allaha havale etmelidir.

Allah’ım! Dinde net olanı almaya ve yapmaya,yasak bulanık ve şüpheli olanı terk etmeye ve ondan uzak durmaya bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi muvaffak eyle. Âmin.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

16/09/2026 Çarsamba

GÖK YERE İNSE NOKTA YUKARI ÇIKMAZ


158/2026
فأبوا إن يضيفوهما
Halk onları misafi etmekten kaçındı”
Kehf,77

Kehf suresinde, Hz.Musa a.s ile, adı Kur’an’da sarîh olarak geçmese de kendisine Ledûn ilmi verilen Hızır a.s ile kıssaları vardır. Konumuzla ve yazımızın başlığı ile ilgili olan kıssa kısaca şöyledir: İkisi bir köye gittiler ve köylülerden kendilerini misafir edip yemek vermelerini istediler, köylüler ibâ ettiler “فابوا”(yemek vermekten kaçındılar), burada kaçındılar manasına gelen ve ayetin içinde olan” فأبوا”yani kaçındılar kelimesini kaçırmayalım.

Fahri Râzî’nin bu ayetin tefsirinde anlattığına göre bu olaydan asırlar sonra o köylülerin torunları o’na salât ve selâm olsun Rasulullah efendimize vermek üzere bir yük altınla geliyorlar ve dediler ki: Ey Allah’ın Rasulü bizim atalarımıza iki Peygamber geldi,(Hızır da
(Peygamberdir diyenler var) atalarımız onlara yemek vermekten kaçındı,anlamına gelen “فأبوا” kelimesindeki ب harfinin altında olan “be” ب noktasını harfin üstüne çıkaralım yanına bir nokta daha koyalım “فاتوا” fe etev olsun, o zaman ‘فاتوا”fe etev”yemek vermek için koşuştular, yarıştılar manası olur, böyle olsun da atalarımız da bu leke ve kusurdan kurtulsun diye taleb ediyorlar.
Rasulullah efendimiz: Bu Allah’ın kelamına müdahale olur ki yüce Allah’ın ulûhiyyeti ile bağdaşmaz buyuruyor.
Bu köylülerin torunları Hz.Aliye geldiler diyenlere göre ise, Hz.Ali şöyle buyurmuş: Gök yere inse nokta yukarı çıkmaz, (çıkamaz, çıkarılamaz)

Bu kıssayı anlatmak, Kuran’da bir noktayı bile deyiştirmenin mümkün olmadığı, Arapça lugatının derinliği, Yüce Allah’ın dediğin dedik olduğu ve (Kur’an’ın korunması öncelikle yüce Allah’a aittir), Rasulullah efendimizin Allah’ın kelamına bağlılığı ve emin oluşu,ilk günden bugüne Kur’an’ın bir harfinin bile yerinin değiştirilmediği zirvede olan lügat, belagat, fesahat devlerinin bir ayete bile benzer bir ayet getiremeyip rezil oldukları açısından önemlidir.

Diyelim ki Fahri Râzî’nin bu kıssası çok sağlam değil, Kur’an’a ne zarar gelir ki, Kur’an’ı Kerim yirmiüç yıl zarfında indiği gibidir ve kıyamete kadar böyle kalacaktır, dünyada milyonlarca hafız Kur’an’ı Kevser süresini ezbere okur gibi ezbere okuyor, ülkemizde de Elhamdulillah yüzbinlerce çelik hafız var,zamanla bu ülkede Kur’an okunmasın, hafız yetişmesin diyen ve engel çıkaranlar nerde şimdi? sesleri,nefesleri kesildi, peki Kur’an’a davet bitti mi ? Hayır hayır bitmedi,ve bu bitmeyecektir,Hz Adem ile İblis, Habil ile Kabil,Hak ile batıl mücadelesi hız kesmeden devam ediyor,ne mutlu o mü’mine ki şu üç günlük dünyada makama,mülke, menfaat’a aldanmayıp hakkın safında, batılın karşısında olsun.

Kur’an Mukaddes Kur’an
Onda yenilik her an
Onda iç ve dış sırlar
Onda ebedi nizam
Onu zaman aşamaz
Eskitemez asırlar.

Ey Kur’an’ı Kerim’i indiren,bulut’u yürüten, şer ordularını maglûb eden yüce Allah! şer ordularını maglûb eyle, bizleri onlara gâlib eyle, görünür görünmez şerlere ve şer ordularına fâik eyle,şer güçleri
kurdukları ve kurmak istedikleri tuzaklara onları sen düşür ya Rabbî.
İslam beldelerini ve ülkemizi arzî ve semavî afetlerden koru.Amin.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

12/09/2026 C.tesi

UNUTKAN İNSAN


157/2026
يا انسان ما هذا النسيان
Yê insên mê hezennisyên?
Ey insanoğlu bu unutkanlık(ve ih ihmal) nedir(ne zamana kadar böyle sürüp gidecek)?İnsanoğlunun ömrünü teşkil eden günler ve geceler geçtikçe ömrü kısalıyor ve insan büyüdükçe küçülüyor.
İnsan kazandıkça kaybediyor ve zarara uğruyor,kâr elde ettiğini zannediyor, halbuki elindeki en büyük sermaye elinden çıkıyor.
Niçin kaybediyor peki?Çünkü
sermayesi olan ömrü tükeniyor.
Peki zarar görmeyen ve kaybetmeyen var mı? Evet vardır ve bu kaybetmeyenler Asr süresinde belirtiliyor.
Kısaca bunlar iman eden,salih amel işleyen, hakkı ve sabrı birbirine tavsiye edenlerdir.
İşte kurtuluş reçetesi.Buna
uyan kişi bu kısa ömrü boşa geçirmez,boşa
harcamaz ve bu ömrü zayi olmaktan kurtarmış olur.
Ömrünü boşa değil,beşe( beş vakit namaza) ibadete,zikre, kur’an okumaya Kur’an-ı anlamaya
hakkı yasamaya, onu tebliğe,
sabra sarfeder.
Ömrünü, rüzgarın ve güneşin karşısında tedbir almadan açıkta bırakılan ve erimeye yüz tutan buz kalıpları gibi heder etmez.
Cüneyd-i Bağdadi (k.s) Kâbe-i Muazzama’ya giderken yolda buz satan bir adamın; oradan geçenlere:
“SERMAYESİ ERİYEN ADAMA MERHAMET EDİN” diye seslendiğini duyar,bayılıp düşer,eve
kaldırırlar,kendine gelince
bayılmasının sebebini sorarlar, duymadınız mı
adamın ne dediğini diye sorar
Duyduk, buz satmak için bağırıyordu dediler, Cüneyd(r.a) dedi ki: O aslında buz kalıplarına benzeyen
ömrümüzün yıllarından bahsediyordu etkilendim ve bayıldım.
Yani ey yoldan geçenler,güneş ve rüzgar benim buz kalıplarımı eritmeden satın alın da sermayem erimesin demek istedi.
Ömrünü boşa değil beşe harcayan,buz kalıpları misali yılları erimeden
Allah rızasına uygun bir şekilde değerlendirmek dua ve temennisiyle.Yüce Allah yüzlerin ve bütün mümin kardeşlerimizin ömür sermayemizi bereketli
eylesin,Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

10/09/ 2026 Perşembe

RAHMET


156/2026
ورحمتي وسعت كل شيء

“Rahmetim herşeyi kuşatmıştır”
A’râf,156
Yüce Allah, yetmiş yıllık küfrü bir saatlık veya bir anlık iman ile yok ediyor.
“İnkar edenlere söyle eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır”.
Enfâl ,38
Hz.Musa ile savaşmaya gelen Firavun’un sihirbazları,Musa a.s ın gösterdiği ayeti görünce,
hakkı tanıdılar içten inandılar,
“Secdeye kapandılar ve Harun’un ile Musa’nın Rabbine iman ettik dediler.
“Tâ-hâ,70
başka da bir salih amel işlemediler.

Yüce Allah onların geçmiş bütün günahlarını affetti ve onları ebedi cennetlerde en üstün şehitlerden kıldı.
Ömür boyu küfrün içinde olan ashab-ı Kehf,
“Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin rabbidir; O’ndan başkasına asla ilah deyip yakarmayız” Kehf,14 dediler, yüce Allah’a iltica ettiler onları kabul etti onlara ikramda bulundu.
Yalnız onları değil,birkaç kez kovdukları halde arka ayakları üzerine dikilip : Ben Allah’ı sevenleri seviyorum diye peşlerine takılan ve mağarada onları asırlarca bekleyen köpekleri de ikram gördü.
Yüce Allah birkaç kez mukaddes kitabında ondan bahsetti.
Durum bu iken, yüce Allah kendisine iman eden, yetmiş seksen yıl dinine hizmet eden onu tevhid eden, ibadet eden, hatta ebedi yaşasa,ebedi iman eden ve ibadet edecek olan kuluna kim bilir ne ikramlarda bulunacak.
Ashab-ı kehf’in köpeğini, kendilerine hizmet ettiği için onlarla beraber zikreden, onu bazı alimlerin ifadesine göre cennete sokacak olan Yüce Allah, dünyada dostlarıyla gönül erleri ile, alimlerle, salihlerle beraber olanlar, ahirette de inşallah kim bilir ne ilahî iltifatlar görecektir inşaallah.
اللهم مغفرتك اوسع من ذنوبي
ورحمتك ارجى عندي من عملي
Allahumme meğfiretuke evse’u min zunûbi ve rahmetuke ercê indi min ameli.
Allah’ım senin mağfiretin benim bütün günahlarımdan daha geniş ve daha büyüktür.
ve senin rahmetin de benim yanımda amelimden daha çok güvenilir, ona daha çok umut bağlıyorum.
Ey Rahman ve Rahim olan, rahmeti gazabına sebkat eden yüce Allahım!
bizleri ölmüşlerimizi ve bütün din kardeşlerimizi kuşatıcı rahmetinle kuşat.Amin

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

07/09/2026 P. tesi

BEDEL ÖDEMEK

2026/155
تريدين رقيان المعالى رخيصة
ولا بد دون الشهد من إبر النحل
Turîydîyne rukyen el meâlî rahîyseten ve le budde dûneşşehdi min iberinnehli.( Ey
nefsim dünyada ve genellikle ahirette) yüksek(makam ve mertebe)lere ucuz ( ve kolay) ca yükselmek istiyorsun(öyle mi,ama bilesin ki el değmemiş) taze balı ( kovanından) yemek isteyeni arılar sokabilir.(katlanmak, tahammül,sabır ve yerine göre bedel ödemek gerekir).
İnsanoğlunun nefsi zahmet çekmeden, bedel ödemeden her arzu ve isteğine kolayca ve zahmet çekmeden kavuşmak ister, ama bunun böyle olmadığını hayatın gerçekleri bize öğretiyor, özellikle ahiretteki dereceler ve makamlar amel ile orantılı olduğundan mutlaka çaba ve gayret ister ama nefis o makamlara o mertebelere bile ucuz ve kolay yollarla ulaşmak ister.

Şair işin kolay olmadığını çok çarpıcı bir misal ile anlatıyor ve diyor ki eğer bir insan kovandan taze bal yemek istiyorsa, onun da bir bedeli var,arılar onu sokabilir yüzü gözü şişebilir, eğer buna katlanırsa taze bal yemesi mümkün olabilir, ama buna katlanamam diyorsa taze balı ilk elden yemesi zor olur.

Bir başkası da yine bunun gibi çok çarpıcı ve ibretli bir şiirle meseleyi tasvir ediyor ve diyor ki:
ومن يطلب الحسناء يسخو بمهرها
وطالب شهد لم تخفه اللواسع
Ve men yatlub ül hasnâe
yeshû bimehrihê,ve tâlibu şehdin lem
tuhifhullevêsiü.
Sevdiği güzel birisi ile evlenmek isteyen kişi,onu istemeye gittiğinde kendisinden şu kadar mehir vereceksin diye mehir isteseler cömert davranır yok demez,elini cebine atınca eli titremez güzel balı arayan da, arıların iğnelerinden çekinmez korkmaz.

Ona salat ve selam olsun Rasulullah Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurur:
“Cennet zorluklarla, cehennem de şehvetlerle kuşatılmıştır”
Muslim, 2822

Cennete gitmek isteyen ve cennete müşteri olan bir mümin bazı zorluklara göğüs gerip katlanacak, yutkunacak, elini harama uzatmayacak gözünü kulağını haramdan uzak tutacak midesini haramdan uzak tutacak bütün bunlar zor ama bunların sonu selamet, cehenneme gitmek için ise sadece şehvetlere ve haramlara dalacak, farzları terk edecek bütün bunların hepsi nefse kolay gelen şeyler, o açıdan cehennem böyle şehvetlerle kuşatılmıştır, bu şehvetlerin perdesini kaldıran cehenneme çok kolay gidebilir.

Yüce Allah bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi cennete rahmetine rızasına cemaline samimi müşteri olan ve gerekirse bedel ödeyen, buna mukabil şehvetlerin ve şüphelerin haramlarından hatta mekruhlarından bile uzak durabilen kullarından eylesin.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

05/09/2026 Pazar

DAHA ÇOK SEVİLMEK İÇİN

2026/154
وطول مقام المرء في الحي مخلق
لديباجتيه فاغتربت تتجددي
فاني رايت الشمس زيدت محبة
الى الناس ان ليست عليهم بسرمدي
Ve tûlu makam il mar’i filhayyi muhlikun lidiybeceteyhi feğterib teteceddedi,feinni raeytüşşemse zîydet mehabbeten ilennêsi en leyset aleyhim bisermedi.
Bir insanın bir yerde çok kalması onun kıymetini düşürür o zaman bazen kişi görünüp bazen kaybolursa sefere çıkarsa veya bir miktar gözden kaybolsa daha çok kıymetli olur. Güneşe baktım da bir yerde devamlı durmadığı için insanlar onu çok seviyor, duyuyor bir müddet sonra batıyor onun için insanların güneşe sevgisi artıyor.

Zayıf olduğu söylenen bir rivayet şöyledir.
زر غبا تزدت حبا
Ziyareti ara sıra yap sevgin artsın.
Ayrıca şöyle güzel bir söz vardır:
دوام الحال من المحال
Devêm ul hêli min el muhêli
Kişinin bir kararda kalması hiç değişmemesi muhaldir mümkün değildir.
Ey ahvali değiştiren Yüce Allah! Halimizi en güzel hale çevir, ömrümüzün sonunda razı olacağın amellerle bizi meşgul eyle.

Amin.


Ahmet Özkan
Emekli Müftü
05/09/2026

YIKAN VE YAPAN

2026/153
أرى الف بأن لا يقوم بهادم
فكيف ببان خلفه الف هادم
Era elfe bênin le yakûmu bihêdimin, fekeyfe bibênin halfehu elfu hêdimin.

Yapan (ıslah eden) bin kişi olsa,yıkan (ifsad eden)da bir kişi olsa, yine (yıkmak kolay olduğu için) yıkan gâlib gelir,
peki ya yapan(ıslah eden) bir kişi,yıkan (ifsad eden) ise bin kişi olursa o zaman nasıl olacak,buna ne demeli?

Yaşadığımız asrı ve zamanı, şu an içinde olduğumuz ortamı ifade etmesi bakımından çok kaliteli ve yerinde bir tesbit.

Eğer bir mümin kendi yakasını televizyonun zararlı ve ifsad edici programlarına ve dizilerine, internetin ğayyâ çukurlarına ve derinliklerine,akıllı telefonların oyalayan ve gaflete düşüren oyunlarına,şüphelerin ve şehvetlerin fitnelerine ve onların kaynaklarına kaptırırsa, çay kaşığı ile topladığı sevapları kepçe ile dağıtmış gibi zararlı çıkar, hayırlarını ve sevaplarını yitirmekle kalmaz bu sefer artılar sıfırlanır ve eksiye doğru döner, sıfırın altına iner ve günahlar irtikab eder uzun bir zaman elde ettiğini kısa bir zamanda kaybeder yitirir.

Müminin, lâhiret yolcusunun -tabir caiz ise- Yüce Allah ile ticaret yapan bir kişinin bu ticaretinin kesada uğramaması ve zarar görmemesi için kazandıklarını korumak zorundadır.

Yazımızın başında geçtiği gibi yıkmak yapmaktan çok daha kolaydır. Bir şair şöyle der :
Yıkar bir günde neccâr ettiğin bünyadı bir yılda,
Gücü tamir -i dildir Sehldir hatır -ı şikenlikler.
Manası : Dülgerin bir yılda tamir ettiği binayı bir günde yıkması mümkündür, öyle ya gönül kırmak da işin kolay olan kısmıdır, asıl zor olan o günlü tamir edebilmektir.

Her anlamda yapmak zordur, yine Her anlamda yıkmak kolaydır.

Allah’ım! Elimizden geldiği kadar bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize hayırlar ve iyilikler yapmayı nasip eyle, kazanımlarımızı yitirmeden bize lütfettiğin organları ve imkanları senden başkasının emrinde değil, senin emrinde ve yolunda razı olduğun gibi kullanarak sâlimen gânimen sana kavuşmayı bizlere ve bütün mü’min kardeşlerimize nasip eyle.Âmîn

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

01/09 2026 C.tesi

DÂR(DİYÂR)


2026/152
ابن ادم تنقل من دار إلى دار
اما لك فى هذا الانتقال اعتبار
İbnê êdem tunkelu min dêrin ile dêr, emê leke fi hêzelintikêli i’tibâr
Adem oğlu,bir diyardan diğer bir diyara intikal ediyorsun,bu intikalden herhangi bir ibret ,bir öğüt
almaz mısın?
Her nefsin (her insanın), biri kendisinden öncekinden daha geniş ve daha büyük dört diyarı, dört ikamet ettiği yeri vardır.
Birincisi:Ana rahmi “üç karanlık icinde” Zümer,6
Amnion zarı,rahim zarı ve cenini kuşatan zar,cenin bu dar ve üç karanlık içinde ikinci diyara çıkmayı beklemektedir.
İkincisi: Dünya,fâni ve geçici âlem, insanın neş’et ettiği, alıştığı, çalıştığı, içinde hayır ve şer kazandığı, saâdetine veya şekâvetine giden yolun bulunduğu diyar”O sizi yerden var etti ve size orayı ma’mur etme görevi verdi” Hûd,61
Üçüncüsü : Berzah diyarı, Berzah,kabir alemi, dünyadan çok daha geniş ve büyük,hatta ana rahmine göre dünya neyse, dünyaya göre berzah odur. “Önlerinde yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır” Mü’minun, 100
Dar ul- Karar: Son diyar,âhiret,ve sonunda ya Cennet ya da cehennem vardır,”Ahirete gelince dar ül – karar (ebedilik yurdu) işte orasıdır”Mü’min 39

İşte yüce Allah insanları bir diyardan diğer diyara intikal ettiriyor,bundan dolayı insan oğlu bir yolcudur,bu yolculuğun başlangıç noktası ana rahmidir,bu yolcunun önünde iki yolculuk var, birincisi, doğum ölüm arası, İkincisi kabirlerden kalkış, diriliş ile son durak olan Cennet veya cehennem arası.
Müthiş bir sirkilasyon babaların sülbundan anaların rahmine, anaların rahminden dünyaya, arz’a arzdan da berzah alemine, oradan da arz günü yani kıyamet gününe âhirete ve Din günü’nün sahibi olan yüce Allah’a olan yolculuk.

Yaşayan bizler ikinci diyarda, dünyada ve fırsatlar âlemindeyiz, üçüncü âleme intikal ettiğimizde elimizde hiç bir fırsat kalmaz,amel defterimizi açık tutacak ameller mustesnâ,
Bu yolculuğa odaklanmak, hayır hasenât yapmak ve yanlışlarımızı sıfırlamak Yüce Allah’ın izniyle bizim elimizdedir ve kendimize soralım: Neyi bekliyoruz,şimdi değilse ne zaman?
Yüce Allah bu uzun ve alabildiğine inişli yokuşlu,korku dolu yolda yâr ve yardımcımız olsun,Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

29/08/2026 C.tesi

DÖRT DEV OLAY


2026/151
بحسن التفاتس ميوان رستن در ان روزى
كه أر گردن فرازان نالهاء زار مى ايد
Bihüsni iltifateş miyvân resten der
ân rûzi,ki ez gerden firazân nâlehâi
zâri mî âyed.

O gün( kıyamet günü) boyu uzun boynu uzun âli
cenab insanlar inim inim inlerken, kurtuluş,ancak onun (Rasulullah efendimizin) güzel iltifatı ile mümkündür.

İslâm tarihinde vukû bulan ve dünya tarihini etkileyen,kıyamet sabahına kadar da etkileyecek olan dört büyük olay vardır.
Rasulullah efendimizin dünyayı teşrifi yani viladet,vahye mazhar oluşu yani Bi’set, Mekkeden Medine’ye göçü yani Hicret ve Refik-i Â’lâya kavuşması yani Rihlet.

Alemlere rahmet, buyuk ahlak sahibi, mahlukatın en
üstünü,emin ve güvenilir,şahid,
müjdeci, uyarıcı, kutlu davetçi bir Peygamber.
Bütün mahlukatın en üstünü,dünya ve ahirette bir numara, oluşta önde gelişte sonda
Allah Rasulü Muhammed.

Güzel vasıfları saymakla bitmeyen,
Efendimiz, kurtarıcımız
ve Nur olan Muhammed.

Bir bahçenin gülleri arasında güzel ahlakı anılınca bütün güllerin sevinçten tebessüm ettiği gül kokulu Peygamber.
Viladeti ve mevlidi ile öksüz ve avarelerin iniltilerinin dindigi, kainata müjde, gözlere nur olan Rasulullah efendimizin
Mevlidinini ve Mevlid haftasını insanların hidayetine,tüm inanalara,cennet vatan ülkemize
her türlü dünyevi ve uhrevî hayır ve bereketin celbine, dünyevi ve uhrevî her türlü sıkıntının ref’ine ve def’ine vesile kılmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Yüce Allah bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi dünyada ittibaına,ahirette şefaatına nâil eylesin.

RAHMET PEYGAMBERİ RASULULLAH EFENDİMİZİN DÜNYAYI TEŞRİFİ MÜBAREK OLSUN.AMİN.

Ahmet Özkan
Emekli Müftü

24/08/2026 P. tesi

HAYATIN TADI YOK


2026/150
لا طيب للعيش ما دامت لذاته
منغصة بالدكار الموت والهرم
Lê tîybe lil’ayşi mê dêmet lezzêtuhu
munğassaten
biddikêr il mevti vel heremi.
Dünya hayatının lezzetleri (ve tadı), ihtiyarlık,gam,keder hüzün,hastalık, yaşlılık ve õlümle beraber lezzet olmaktan çıktı. Onun için dünyada (hakiki ve dâimi uzun vade yüz güldüren ) bir lezzet yoktur,
başka bir ifade ile ölüm dünyayı rezil etmiştir ve hiç bir akıllıya zevk bırakmamıştır.

Bu dünyada görünen ve yaşanan bütün lezzetler fani ve geçicidir
İhtiyarlığı ve ölümü unutan ihmal eden bir kişi, kabristan ile kendi evi,zevki ve yaşayışı arasında gafletten bir perde çekse bile, belki geçici bir lezzet yaşar ama, yaşlılık ve ölüm aklına gelsin gelmesin bir gün bu lezzetler kesin yok olacaktır.

Yüce Allah’ın kulları için mübah kıldığı güzel ve helal şeylerden lezzet almak ve hoşlanmak elbette yasak değildir.
Haram olan ve yasaklanan lezzetler ise, nefse hoş gelebilir ancak bunun sonu hüsrân olur, zira yüce Allah’a gülerek isyan eden ağlayarak azab görür.
Onun için şöyle demişler: yüce Allah’a gülerek itaat etmek ağlayarak isyan etmekten daha iyidir.

Hayatını Kur’an’a ve sünnete göre yaşayan bir mümin,en akıllı en isabetli ve nimetleri yerli yerince kullanan bir kişidir,zira
en büyük zevk, tat ve halavet Yüce Allah’ın taat ve ibadetinde bulunur.

İmanın, İbadet ve taatın zevkine ve lezzetine varan bir mümin’in duyduğu ve hissettiği huzuru dünyanın hiçbir lezzeti ve zevki bozamaz.

Rasulullah efendimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“Yüce Allah’ı rab, İslam’ı din ve Rasullah efendimizi peygamber olarak(kabul edip) razı olan kişi imanın tadını almıştır.”
Müslim, 34.

İnsan hayatı böyle bir rıza ile güzelleşir, süslenir, anlam kazanır ve böyle bir hayat dünyayı ahiretin tarlası kılar.

Yüce Allah bizleri ve bütün bmümin kardeşlerimizi Yüce Zatını rab, İslam dinini din, Rasulullah Efendimizi Peygamber kabul edip bundan da razı olan ve razı olarak hayat süren, yüce Allah’ın rızasına mazhar olan kullarından eylesin.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

22/08/2026 C.tesi