VEFA


166 /2026
وميعاد الكريم عليه دين
فلا تزد الكريم على السلام
يذكره سلامك ما عليه
ويغنيك السلام عن الكلام
Ve mîy’ad ül kerîmi aleyhi deynün,felê tezid il kerîme alesselêmi,
Yüzekkiruhu selêmüke mê aleyhi,ve yüğniykesselêmu anilkelêmi.
Adam gibi adam olan,kerim,âli cenab olan bir kişinin sözü sened gibidir,bir konuda söz verdi mi bunu borç bilir ve yerine getirir,sen böyle birisine bir selam verdin mı yeter, artık uzunca konuşmaya gerek kalmaz verdiği sözü yerine getirir ahde vefa gösterir,
senin selamını alınca verdiği sözü hatırlar ve gerekeni yapar dolayısıyla bir selam çok kelamdan daha çok iş görür çünkü karşında âlicenab, Kerim ve sözünde duran biri vardır.

Çoğumuzun bilmediği veya bildiği halde ihmal ettiği bu gerçek vardır Bu gerçeği Resulullah efendimiz şöyle dile getirir: En iyi iyilik kişinin, babası öldükten sonra babasının dostlarıyla ilgi ve alakayı kesmemesi ve (olabildığince) bu ahde vefayı devam ettirmesidir.
Müslim,2552

Günümüzde bu irtibat, mülakat ve muvacehe ile telefonla ,mesajla ve buna benzer imkanlarla korunabilir.

Dünya meşgalelerinin had safhada arttığı günümüz ortamında bunu korumak her kişinin kârı değil, er kişinin kârıdır.

Allahım! Bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi Yüce zatına ve kullarına karşı vefakâr olan olmaya gayret eden kullarından eyle Amin.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

08/10/2026 Perşembe

YEDİ ENGEL


165/2026
من رضى بالضرر لا يستحق النظر
Men radiye biddarari lê yestehikkunnazaraZarar’a razı olan,çok özel ve çok kıymetli olan nazarı ve bakışı, ilgi ve iltifatı hakketmez .
Uğradığı zararı def’etmek ve telâfi etmek için hiç gayret etmeyenin şikayet etmeye hakkı kalmaz.
Yüce Allah her şeyi görür, her şeyi bilir, ama aynı zamanda Yüce Allah’ın özel nazarı ve bakışı vardır buna layık amel işleyen,bu bakışa mazhar olur.
Yücelerden gelen bu semâvi ve
mübarek bakış kalb’te bir dürtü’ye ve uyanışa sebeb olur ve o kalb artık gafletten uyanır inşirah bulur.
“Allah kimin gönlünü İslam’a açmışsa o, rabb’inden gelen bir nur(aydınlık) üzerinde olmaz mı?” Zügmer,22
Rasulullah Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “Nur kalbe girince kalp rahatlar ve genişler buyurmuştur, sordular : Bu nur’un bilinen bir alameti var mıdır? Buyurdu ki : Evet vardır, insanları mağrur eden dünyadan soğumak, ebedi kalınacak olan ahirete yönelmek ve ölümden önce(ölmeden önce) ölüme hazırlanmak
Hakim: 4/311. Beyhaki,Şuab ül îmân, 10068.
İşte bu nur’un kalbe girmesine engel olan şeyler vardır:
Rân,Tab’ Hatm kinn,Vakr
Samam,Kufl.
Rân,kalbin aynasında görünen pas demektir.
“Hayır! Doğrusu şudur ki, yapıp ettikleri kalplerini kaplayıp karartmıştır.”
Mutaffifîn,14
Rân, dünya şehvetlerinden ibaret olan haramlara bakmaktan da kaynaklanabilir, bunun cilası Yüce Allah’ın zikri, Kur’an tilaveti ve tövbedir.
Tab’ ve Hatm : ikisi aynı anlama gelir, yüce Allah’ın,idlâl manasına gelen dalaleti kul’da yaratmasıdır.
“Allah kimi saptırmak isterse, göğe çıkıyormuş gibi kalbine darlık ve sıkıntı verir.”
En’âm,125
Kinn: Sadece nefsi ile uğraşıp ruhunu ihmal edenlerin içinde bulunduğu bir çeşit karanlık ve örtüdür.
Dediler ki; “bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır”
Fussilet,5
“Seninle bizim aramızda bir perde bulunmaktadır”
Fussilet,5
Kinn örtüsü ve karanlığında olan bir kimse kendisini hidayete çağıranı duymaz.
Vakr: ahirette kendisine faydalı olan şeyleri kazanmaya mani olan meşgale ağırlığı ve yükü demektir.
“Kulaklarımızda da bir ağırlık var”
Fussilet,5
Samam: şeriata davet eden elçin’in mübarek sözlerini dinlemeye engel olan kalp katılığıdır.
“Artık onlar sağırdırlar”
Bakara, 18
Kufl: kilit mânâsına gelir ve kıyamet gününde gayrimüslimlerin özür beyan edecekleri ama, özürlerinin kabul edilmeyeceği bir konudur.
Diyecekler ki: Biz kalplerimizi kilitli bulduk, kendimiz bu kilidi kırmadık seni bekledik sen açarsın diye. Heyhât.
Ehl-i tasavvufun beyanına göre Hz. Ömer efendimizin müslüman olmadan önce kalbi böyle kilitliydi ama, Yüce Allah o kilidi kırdı ve Hz. Ömer insanlık tarihi boyunca peygamberlerden sonra iki numara oldu.
“Kur’an’ı okuyup düşünmezler mi? Yoksa kalplerinde kilitler mi var?’
Muhammed, 24
Gerek gayrimüslim ve gerekse de müslüman toplumlarda, vuku bulan ve görünen bütün sıkıntıların kaynağında bu engellerden birinin veya birkaç tanesinin sebep olduğunu görmek mümkündür.
İş işten geçmeden gördüğü engelleri kaldırmak için gayret edene yüce Allah yardımcı olur, ama bu engellerle yatıp Kalkan ve buna razı olan da dünya ve ahiret saadetinden uzak kalır.
Allah’ım! Rasulullah efendimizin,âli’nin ve ashabının hatırı ve hürmet için bizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi senden kesecek, ayıracak uzaklaştıracak hiçbir şeye yol verme.Âmîn

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

07/ 10/2026 Çarsamba

TEREDDÜT VARSA


164/2026
إذا حار امرك فى معنيين
ولم تدرى حيث الخطأ والصواب
فخالف هواك فان الهوى
يقود النفوس الى ما يعاب
İze hâra emruke fî ma’neyeyn, velem tedri haysulhata vessevâb, fehâlif hevêke feinnelheve yekûd ün nufûse ile mê yuâb.
Bir işte tereddüt edip önüne iki yol çıkar da doğruyu eğriden,hatayı sevaptan seçemiyorsan nefsine muhalefet et ve onun zıddına karar ver çünkü nefsin hevası ve arzuları hoş olmayan ve kınanmaya sebep olan yöne ağırlık verir ve götürür.

Vahiy nefsin zıdddır,nefsine muhalefet eden bir insan vahiy ile buluşur onunla yol alır ve kurtulur.
Vahye muhalefet eden insan muhalefet ettiği oranda nefisle buluşur,nefse teslim olur, nefsine mağlub olur avlanır gider.
گر صيد خدا شوى زخم رسته شوى
گر در صفة خويش روى بسته شوى
Ger saydi hudâ şevî ziğem reste şevi,ger der sıfati hiş revi beste şevi.
Allah’a av olursan gamdan ve tasadan kurtulursun,fakat nefsin isteklerine uyarsan bağlanır kalırsın.

Allahım! Bizleri ve mümin kardeşlerimizi vahye, kitap ve sünnete sımsıkı sarılan, emmare olan nefse olabildiğince muhalefet eden kullarından eyle.Amin.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

04/10/2026 Pazar

HAYATIN TADI


163/2026
لا طيب للعيش ما دامت لذاته
منغصة بالدكار الموت والهرم
Lê tîybe lil’ayşi mê dêmet lezzêtuhu munğassaten
biddikêr il mevti vel heremi.

Dünya hayatının lezzetleri (ve tadı), ihtiyarlık,gam,keder hüzün,hastalık, yaşlılık ve ölümle beraber olunca, hakiki ve süekli birer lezzet olmaktan çikıyor, onun için dünyada (hakiki ve dâimi uzun vade yüz güldüren ) bir lezzet yoktur.
Başka bir ifade ile ölüm dünyayı rezil etmiştir ve hiç bir akıllıya zevk adına bir şey bırakmamıştır.

Bu dünyada görünen ve yaşanan bütün lezzetler fanî ve geçicidir.
İhtiyarlığı ve ölümü unutan,ihmal eden bir kişi, kabristan ile kendi evi, ölüm ile kendi zevki ve yaşayışı arasında gafletten bir perde çekse bile, belki geçici bir lezzet yaşar ama, yaşlılık ve ölüm aklına gelsin gelmesin bir gün bu lezzetler kesinlikle yok olacaktır.

Yüce Allah’ın kulları için mübah kıldığı güzel ve helal olan şeylerden lezzet almak,elbette dinen yasak değildir.
Haram olan ve yasaklanan lezzetler ise,nefse hoş gelebilir ancak bunun sonu hüsrân olur, zira yüce Allah’a gülerek isyan edenler ağlayarak azab görebilirler.
Onun için şöyle demişler: yüce Allah’a gülerek itaat etmek ağlayarak isyan etmekten daha iyidir.

Hayatını Kur’an’a ve sünnete göre yaşayan mü’min en akıllı en isabetli ve nimetleri yerli yerince kullanan bir kişidir.
Zira en büyük zevk, tat ve halavet Yüce Allah’ın taat ve ibadetinde bulunur.

İmanın tadına, İbadet ve taatın zevkine ve lezzetine varan bir mümin’in duyduğu ve hissettiği lezzeti ve huzuru, dünyanın hiçbir lezzeti ve zevki bozamaz.

Rasulullah efendimiz bu hususta bir hadiste şöyle buyurmaktadır:
“Yüce Allah’ı Rab, İslam’ı din ve Rasullah efendimizi peygamber olarak(kabul edip) razı olan kişi imanın tadını almıştır.”
Müslim,34

İnsan hayatı böyle bir rıza ile güzelleşir, süslenir, anlam kazanır ve böyle bir hayat dünyayı ahiretin tarlası kılar.

Yüce Allah bizleri ve bütün mü’min kardeşlerimizi yüce Zatını Rab, İslam dinini din, Rasulullah efendimizi Peygamber kabul edip bundan da razı olan ve böyle yaşayan ve bu yaşayışı ruh boğaza gelinceye kadar süren, yüce Allah’ın rızasına mazhar olan kullarından eylesin.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

02/ 10/2026 Cuma

İNSAN


162/2026
اشرف المخلوقات وثمرة شجرة الكون
Eşraf ül mahlukâti ve semeratü şecerat il kevni
İnsan mahlukatın en üstünü ve kainat ağacının meyvesidir.
İnsanın İslam’da üç üstünlüğü vardır, insanî, imanî ve islamî üstünlük.
Alemin fihristi olan insan bir çok yönüyle yaratılmışların üstünde kendisine bazı imtiyazlar verilmiştir ki bunların başında akıl gelir, bu insan mü’min olunca şerefi izzeti ve Yüce Allah’ın indindeki kıymeti artar, aynı insan imanın gereği olan salih amelleri yaptıkça ve bu konuda derinleştikçe gerek kemmiyet gerek keyfiyet olarak islami üstünlüğü, ameli üstünlüğü elde eder,hem dünyada hem ahirette layık olduğu yerlere gelir, yaptıklarının karşılığını alır çünkü Yüce Allah amelini düzgün yapanın ecrini ve karşılığını zayi etmez,bu hususta Yüce şöyle buyurmaktadır : “İman edip de iyi işler yapanlar bilmelidirler ki, biz güzel iş yapanların ecrin’i asla zayi etmeyiz”
Kehf,30
İnsan sadece bu heykel’den bu cesetten ibaret değildir, bu heykel’e anlam veren ruhtan ve insanlıktan ibarettir.
Başka bir ifadeyle insan ilim ve takva ile insandır, yine insan iki et parçasından ibarettir kalp ve dil. İnsan geçmişi değerlendirir , mevcut halini daha güzel bir hale getirmeye çalışır, geleceğe hazırlık yapar.
İnsan sentez yapar analizi yapar kendisi çevresi milleti ümmeti için faydalı işler yapmak için gayret eder şte bu güzelliklere iman giydirildiği zaman ve İslam’la taçlandığı, amel ile süslendiği zaman bu insan Kamil insan olma yolunda adım atmış olur.
Bir ümmetin geleceği ve üstünlüğü nüfus çoğunluğu ile değil,akıl ve fazilet üstünlüğü iledir, zamanı değerlendiren bireyler iledir.
Kainatın zübdesi alemin fihristi yaratılmışların en üstünü olan bu insan asla başıboş bırakılmamıştır.
“İnsan başıboş bırakıldığını mı zannediyor” Kiyâme,36

Yüce Allah bize verdiği nimetleri,aklı imanı ve güzellikleri bizden çekip almasın. Bizlere lütfettiği bu güzellikleri ve özellikleri rızasına ulaşma vesilesi kılsın.Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

29/09/ 2026 Salı

İKİ YOL


161/2026
وهديناه النجدين
Ve ona iki yolu göstermedik mi?
Beled,10
İyilik yolu kötülük yolu,hayır yolu şer yolu, hidayet yolu
dalalet yolu.
Rasulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur:
Ey insanlar! Bunlar hayır yolu ve şer yolu, insanlara ne oluyor da iyilik yolunu bırakıp şer yolunu tutuyorlar.
Taberî tefsiri 30/128

Yüce Allah kitaplar indirerek, peygamberler göndererek bu iki yolu kullarına bildirmiştir,buna nakil denir bir de akıl vermiştir, kullarına da cüzi irade vermiştir artık kim hangi yolu seçerse yaptıklarının karşılığını bir miktar dünyada, ahirette ise
tastamam yaptıklarının karşılığını alacak ve dünyada iken ektiğini ahirette biçecektir, onunla yüzleşecektir,
kiminle ve hangi yolda yürüdü,kimin önünde,kimin
arkasında,kimin yanında yürüdü kimin için koştu koşuşturdu,
hepsinin hesabını verecek. Kur’an’a ve Sünnete uymayanlar için ise Allah affetmezse azab vardır.
امامك فانظر اي منهج تنهج
طريقان شتى مستقيم واعوج
Emêmeke fenzur eyye menhecin tenhecû,tarîkani
şettê mustekîmün ve e’vecu.
(Hadi buyur!) Önüne bak, önünde iki yol var, bunlar ayrı ayrı iki yıl,biri doğru,biri eğri,biri hayır yolu,biri şer yolu hangi yola girmek istersin,
hangi yolun yolcusu olmak istersin?

Mevlana Celaleddin-i Rumi r.a den bir hikmetli söz ile bu kısa yazıyı bitirelim.
Canını ayaklarına takarak tazıdan kaçan tavşana sormuşlar:Niye böyle kaçıyorsun?
Şöyle cevap vermiş: Ben ne kadar kaçarsam benim hakkım var ve haklıyım canımı kurtarmak için ama beni kovalayan şu ahmak tazıya sorun beni yakalarsa sahibine götürecek sahibi etin güzel tarafını yiyecek geri kalan bağırsakları ona verecek.
Ne dünyası ne de ahireti icin fayda getirecek bir dava için koşmayan, aksine batıl için koşan, nefes tüketen servet harcayan insanlar, boşuna ve batıl yerlerde tükettikleri nefeslerin, harcadıkları servetin hesabını vermeye hazır olsunlar, Mevlana’nın bu hikmetli kıssasından ibret alsınlar.

Ey alemlerin Rabbi olan yüce Allah! Bizleri ve bütün müminleri cüz’i iradesini,hakkı hayrı ve iyiliği,iyileri ve onlarla olmayı tercih ederek kullanan kullarından eyle.Amin.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

23/09 /2026 Çarşamba

AKILLI’NIN ÜÇALÂMETİ


160/2026

من ارض مولاه قبل ان يلقاه
و من عمر قبره قبل ان يدخله
ومن ترك الدنيا قبل ان تتركه
Men erdâ rabbehu keble en yelkâhu,ve men amara kabrahu keble en yedhulehu,ve men terakeddünyê keble en tetrukehu.
Akıllı kişi,
Mevlası olan Yüce Allah’a kavuşmadan önce (yaptığı güzel ameller ile )O’nu razı edendir,
Mezara girmeden önce kabrini (iyi amellerle) tamir edendir,
Dünya tarafından terkedilmeden dünyayı (imkan dahilinde kalbten çıkararak ve dünyanın haram,
şübheli ve mekruh olan kısmını) terkedendir.

Maksadı Yüce Allah,
matlûbu Yüce Allah’ın rızası
olmayan,ölümü ve ölüm öncesi olacak olanları,ölüm ve ölümü takib edecek olan tüm aşamaları,kabri ve hayatını,dirilişi,haşr u neşri,sırat mizan
muhasebe ve en sonu hesaba katmadan yaşayan,
ölümü olayları ve olanları, dünyanın sahte gülücükleri yanında yakıcı ve yıkıcı darbelerini muşahede edip helalini ve haramını ayırt etmeyen ve belki asla kullanmayacağı malı başkaları için biriktiren ahirete hazırlığa vakit ayıramayan nasıl akıllı olabilir?

Ey alemlerin rabbi olan Yüce Allah! Bizleri ve bütün mü’minleri yüce katında akıllı olan kullarından eyle.Amin.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

18/06/2026 Cuma

VAZİFEMİZ


159/2026
علينا السعى فيما فيه نفع
وليس علينا إدراك النجاح
Aleynêsse’yu fiymê fîyhi nef’un ve leyse aleynê idrâk unnecâhi.
Kendimiz (ve başkaları) için faydalı olan ne varsa gücümüzün
yettiği kadar yapalım,yüzde yüz başarılı olmak ise bizim elimizde değildir.

Şartlar zarflar ve ortam nasıl olursa olsun kul kendi görevini yapmanın ve yüce Allah’a karşı iyi bir kul olmanın derdi ve gayreti içinde olmalıdır.
Dolayısıyla
على المرء أن يسعى لما فيه نفعه
وليس عليه أن يساعده الدهىر
Alel mar’i en yes’ê limê fîhi nef’uhû ve leyse aleyhi en yüsêidehuddehru.

Zamanın bazı zorlukları olsa da insan kendine, ailsine,millete ve ümmete hatta bütün insanlara faydalı olanı yapmak için gayret etmeli ve sonucu Allah’tan beklemelidir.
Gayret etmeden olmaz,olsa bile kalıcı ve yüz güldürücü olmaz.
Onun için
فقل لمرجى معالى الأمور
بغير اجتهاد رجوت المحالا
Fekul limurcî meâl il umûr, biğeyrictihêdin
recavtel muhâlê.
Sebeblere sarılmadan ve gayret etmeden zirvelere çıkmayı isteyen ve hakketmeden o makama konmak isteyene de ki: Sen muhal ve mümkün olmayana talibsin, dese ki: Ben o makama layıkıyla yükseldim de ki: Onu haketmediğin
için yükselsen bile orada tutunman zor ve o makamın hakkını veremezsin dese ki: Şöyle veya böyle geldim işte de ki: Zirvelerde kartallar da var, yılanlar da var, kartallar süzülerek, yılanlar sürünerek gelir,o zaman bu makama sen süzülerek değil, sürünerek başkalarına sürtünerek geldin,sen ve sana o makamı bir çeşit verenler bunun hesabını yüce Allah’a vereceksiniz.
لا تقل قد ذهبت اربابه
كل من سار على الدرب وصل
Lê tekul ked zehebet erbâbuhu küllü men sêre aledderbi vasal.

Bu işin erbabı gitti,biz kim onlar kim diye umutsuz da olma bu yolu ve yordamı bu üslub ve usulü takib eden maksada ulaşır.

Bu hikmetli sözlerin özetini arzederek bu kısa yazıyı bitirelim:

Kişi kendisi ve ailesi için, yaşadığı toplumun, milletin ve ümmetin din ve dünya menfaati adına elinden geleni yapmalıdır.
Neticeyi,sonucu, sevabı yüce Allah tecelli ettirecektir.

Hakketmeden bir şeyi elde etmek için meşrû
olmayan yollara tevessül edilmemelidir.
Şartlar ne olursa olsun çıtayı ve himmeti yüksek tutmalıdır, iyimser olmalı, ağzını hayra açmalı, karamsar olmamalıdır.
Öldük bittik dememeli, Allahın izniyle bu işi başaracağız,bu zorlukları ve sıkıntıları atlatırız demeli, korkutmamalı,daha vuku bulmamış tehlike,hastalık ve sıkıntıları (Eğer önceden planlanmadıysa) gündeme getirip insanları korkutup yüklerine yük ilave etmemeli bunun da vebal olduğunu unutmamalıdır.

Her an imtihanda olduğumuzu imtihanın sorularının kolay olabileceği gibi,zor da olabileceğini hesaba katmakıyız.

En büyük teselli kaynağımız yüce Allah’ın yardımı tedbir,sebeblere sarılmak ve yüce Allah’a tevekkül olmalıdır.

Her gün onlarca defa “Allah’ım yalnız sana ibadet ediyoruz ve yalnız senden yardım diliyoruz”
Fatiha, 5 dediğimiz halde bazen işlerimşzde yüce Allah’ın yardımını dilemeyi unutarak kendimiz çözmek istiyoruz ve bu yüzden başarılı olamıyoruz, hatta yüce Allah’a inanmayan ve insanlara zarar vermek isteyenlerden yardım diliyoruz bu da bize pahalıya mal oluyor bunu asla unutmayalım.

Ahirette, cennette beraber olmak istediğimiz büyük insanlar bunun gibi ve bundan çok daha zor yollardan, şartlardan ve imtihanlardan geçtiklerini unutmamalıyız

Herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde işler ağır işliyor,hak sahipleri, haklarına zamanında ulaşamıyorsa, veya hiç ulaşamıyorsa, sebebleri çok da olsa birinci ve en bariz sebeb o makamın ve o işin
hakkı verilmiyor demektir ki bu da o işin kiyametinin kopması anlamına gelir.

Bir iş veya bir makam layık olmayana, ehli ve erbabı olmayana verilince kıyameti bekleyin,en azından o işin kıyametini
bekleyin anlamına da gelir.

Geçmiş yıllarda işler ehline verilmediği için, işlerin kıyametinin nasıl koptuğunu bu millet iyi bilir.

Sonuç,netice, zafer yüce Allah’ın tasarrufundadır,kul
İslamı,Kur’an’ı, sünneti kendi
nefsinde, evinde, aile fertleri arasında ikame etmesi mümkünse onu yapmalı,dili döndüğü ve bilgisi olduğu kadar söylemeli,ileriki aşamaları yüce Allaha havale etmelidir.

Allah’ım! Dinde net olanı almaya ve yapmaya,yasak bulanık ve şüpheli olanı terk etmeye ve ondan uzak durmaya bizleri ve bütün mümin kardeşlerimizi muvaffak eyle. Âmin.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

16/09/2026 Çarsamba

GÖK YERE İNSE NOKTA YUKARI ÇIKMAZ


158/2026
فأبوا إن يضيفوهما
Halk onları misafi etmekten kaçındı”
Kehf,77

Kehf suresinde, Hz.Musa a.s ile, adı Kur’an’da sarîh olarak geçmese de kendisine Ledûn ilmi verilen Hızır a.s ile kıssaları vardır. Konumuzla ve yazımızın başlığı ile ilgili olan kıssa kısaca şöyledir: İkisi bir köye gittiler ve köylülerden kendilerini misafir edip yemek vermelerini istediler, köylüler ibâ ettiler “فابوا”(yemek vermekten kaçındılar), burada kaçındılar manasına gelen ve ayetin içinde olan” فأبوا”yani kaçındılar kelimesini kaçırmayalım.

Fahri Râzî’nin bu ayetin tefsirinde anlattığına göre bu olaydan asırlar sonra o köylülerin torunları o’na salât ve selâm olsun Rasulullah efendimize vermek üzere bir yük altınla geliyorlar ve dediler ki: Ey Allah’ın Rasulü bizim atalarımıza iki Peygamber geldi,(Hızır da
(Peygamberdir diyenler var) atalarımız onlara yemek vermekten kaçındı,anlamına gelen “فأبوا” kelimesindeki ب harfinin altında olan “be” ب noktasını harfin üstüne çıkaralım yanına bir nokta daha koyalım “فاتوا” fe etev olsun, o zaman ‘فاتوا”fe etev”yemek vermek için koşuştular, yarıştılar manası olur, böyle olsun da atalarımız da bu leke ve kusurdan kurtulsun diye taleb ediyorlar.
Rasulullah efendimiz: Bu Allah’ın kelamına müdahale olur ki yüce Allah’ın ulûhiyyeti ile bağdaşmaz buyuruyor.
Bu köylülerin torunları Hz.Aliye geldiler diyenlere göre ise, Hz.Ali şöyle buyurmuş: Gök yere inse nokta yukarı çıkmaz, (çıkamaz, çıkarılamaz)

Bu kıssayı anlatmak, Kuran’da bir noktayı bile deyiştirmenin mümkün olmadığı, Arapça lugatının derinliği, Yüce Allah’ın dediğin dedik olduğu ve (Kur’an’ın korunması öncelikle yüce Allah’a aittir), Rasulullah efendimizin Allah’ın kelamına bağlılığı ve emin oluşu,ilk günden bugüne Kur’an’ın bir harfinin bile yerinin değiştirilmediği zirvede olan lügat, belagat, fesahat devlerinin bir ayete bile benzer bir ayet getiremeyip rezil oldukları açısından önemlidir.

Diyelim ki Fahri Râzî’nin bu kıssası çok sağlam değil, Kur’an’a ne zarar gelir ki, Kur’an’ı Kerim yirmiüç yıl zarfında indiği gibidir ve kıyamete kadar böyle kalacaktır, dünyada milyonlarca hafız Kur’an’ı Kevser süresini ezbere okur gibi ezbere okuyor, ülkemizde de Elhamdulillah yüzbinlerce çelik hafız var,zamanla bu ülkede Kur’an okunmasın, hafız yetişmesin diyen ve engel çıkaranlar nerde şimdi? sesleri,nefesleri kesildi, peki Kur’an’a davet bitti mi ? Hayır hayır bitmedi,ve bu bitmeyecektir,Hz Adem ile İblis, Habil ile Kabil,Hak ile batıl mücadelesi hız kesmeden devam ediyor,ne mutlu o mü’mine ki şu üç günlük dünyada makama,mülke, menfaat’a aldanmayıp hakkın safında, batılın karşısında olsun.

Kur’an Mukaddes Kur’an
Onda yenilik her an
Onda iç ve dış sırlar
Onda ebedi nizam
Onu zaman aşamaz
Eskitemez asırlar.

Ey Kur’an’ı Kerim’i indiren,bulut’u yürüten, şer ordularını maglûb eden yüce Allah! şer ordularını maglûb eyle, bizleri onlara gâlib eyle, görünür görünmez şerlere ve şer ordularına fâik eyle,şer güçleri
kurdukları ve kurmak istedikleri tuzaklara onları sen düşür ya Rabbî.
İslam beldelerini ve ülkemizi arzî ve semavî afetlerden koru.Amin.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

12/09/2026 C.tesi

UNUTKAN İNSAN


157/2026
يا انسان ما هذا النسيان
Yê insên mê hezennisyên?
Ey insanoğlu bu unutkanlık(ve ih ihmal) nedir(ne zamana kadar böyle sürüp gidecek)?İnsanoğlunun ömrünü teşkil eden günler ve geceler geçtikçe ömrü kısalıyor ve insan büyüdükçe küçülüyor.
İnsan kazandıkça kaybediyor ve zarara uğruyor,kâr elde ettiğini zannediyor, halbuki elindeki en büyük sermaye elinden çıkıyor.
Niçin kaybediyor peki?Çünkü
sermayesi olan ömrü tükeniyor.
Peki zarar görmeyen ve kaybetmeyen var mı? Evet vardır ve bu kaybetmeyenler Asr süresinde belirtiliyor.
Kısaca bunlar iman eden,salih amel işleyen, hakkı ve sabrı birbirine tavsiye edenlerdir.
İşte kurtuluş reçetesi.Buna
uyan kişi bu kısa ömrü boşa geçirmez,boşa
harcamaz ve bu ömrü zayi olmaktan kurtarmış olur.
Ömrünü boşa değil,beşe( beş vakit namaza) ibadete,zikre, kur’an okumaya Kur’an-ı anlamaya
hakkı yasamaya, onu tebliğe,
sabra sarfeder.
Ömrünü, rüzgarın ve güneşin karşısında tedbir almadan açıkta bırakılan ve erimeye yüz tutan buz kalıpları gibi heder etmez.
Cüneyd-i Bağdadi (k.s) Kâbe-i Muazzama’ya giderken yolda buz satan bir adamın; oradan geçenlere:
“SERMAYESİ ERİYEN ADAMA MERHAMET EDİN” diye seslendiğini duyar,bayılıp düşer,eve
kaldırırlar,kendine gelince
bayılmasının sebebini sorarlar, duymadınız mı
adamın ne dediğini diye sorar
Duyduk, buz satmak için bağırıyordu dediler, Cüneyd(r.a) dedi ki: O aslında buz kalıplarına benzeyen
ömrümüzün yıllarından bahsediyordu etkilendim ve bayıldım.
Yani ey yoldan geçenler,güneş ve rüzgar benim buz kalıplarımı eritmeden satın alın da sermayem erimesin demek istedi.
Ömrünü boşa değil beşe harcayan,buz kalıpları misali yılları erimeden
Allah rızasına uygun bir şekilde değerlendirmek dua ve temennisiyle.Yüce Allah yüzlerin ve bütün mümin kardeşlerimizin ömür sermayemizi bereketli
eylesin,Âmîn.

Ahmet ÖZKAN
Emekli Müftü

10/09/ 2026 Perşembe